 |
Türkiyede, iki bardak rakı içenlerin, “ bu memleket nasıl kurtulur”
söyleşisi yaptığı söylenir. Bu sözde belli bir gerçeklik payı vardır.
Türkiyenin sorunları büyük, kökenleri eski olduğundan aydınlarımız her dönemde
bu sorunları kendilerine dert etmişler, fikirlerini dostlarıyla çeşitli ortamlarda
paylaşmışlardır.Tatlı söyleşilerin yapıldığı en uygun ortamlardan biri de
sofralardır.
Konumuza böyle bir örnekle girelim;
1908 Yılında M.Kemal, T.Rüştü Aras, Nuri Conker, Salih Bozok, Selanik’in Olimpia
Birahanesinde söyleşiyorlar. Bir ara M.Kemal, T.Rüştü Aras’ı dışişleri bakanı
yaparak dış siyaseti düzelteceğini,Salih Bozok’u yanından ayırmayacağını, Nuri
Conker’i de vali ve komutan yapacağını söyler.
Nuri Conker:
“Sen ne olacaksın ki bize birtakım görevler dağıtıyorsun ?” deyince, yanıt
verir:
“Bu görevleri veren ne oluyorsa, işte ben, o olacağım.”
Yine 1908 yılındayız. M. Kemal, Bulgar Türkoloğu Manolof’a şunları söyler:
“.Düşündüklerim,demogoji ürünü değildir. Saltanat yıkılmalıdır. Din ve
devlet işleri birbirinden ayrılmalı, kadın ve erkek arasındaki ayrımlar silinerek
batı uygarlığına aktarılmalıyız. Latin kökenli bir alfabe seçilmeli, kılık
kıyafetimize kadar her şeyimizle batılılara uymalıyız.Yeni bir sosyal düzen
kurmalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi bir gün olacaktır.”
1918’de Karlsbad’da yazdığı anılarda, kendisinin yetkili olması durumunda
gerekenleri daha kesin ve daha net olarak yapacağını belirtir. Orada kendisini ziyaret
eden Cemal Paşanın eşine de yapılması gerekenleri (Manolof’a söylediklerini)
yineler.
1919 Yılının bir temmuz gününde yaveri Mazhar Müfit’e ilerde neler
yapılacağını yazdırır.
Bunlar gibi birçok anı var. Bu anıların sahipleri, bir gün bu söylenenlerin
olabileceğine hiç inanmamışlardı. M. Kemal dışında hiç kimse, ne “tam
bağımsızlık” düşüncesini, ne “Kemalist Devrim”i düşündüler. Hareketin,
Anadoluda yeni bir Türk Cumhuriyeti kurmaya kadar gidebileceğini düşünseler Anadoluya
adım atmazlardı.
Bunları, yalnız M.Kemal düşünebiliyordu.
1922 yılında :”Türkiyenin bugünkü savaşı yalnız kendi adına olsaydı belki daha
kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk biterdi. Türkiyenin savunduğu dâva, tüm
ezilmiş ulusların, tüm doğunun davasıdır” diyerek Kurtuluş Savaşımızın
dünyadaki önemini vurguluyor,soruna gerçek tanıyı koyuyordu. Ve daha sonra
“..bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, bütün doğu uluslarının da
uyanışını öyle görüyorum” diyerek gelecekte olacakları da söylüyordu.
1930 yılında Asaf İlbay, T.Rüştü Aras ve Nuri Conker’e , bir Balkan birliği
kurulması gerektiğini, bunun etkisiyle bir Avrupa birliğine gidilebileceğini, Avrupa
Birliğinin insanlığı görünür-görünmez birçok yıkımdan koruyabileceğini
anlatmıştı.Atatürk, bu umutla 1934 yılında Balkan Antantını gerçekleştirdi.
Fakat, Avrupada yeni bir hesaplaşma başlayacak, 2.Dünya savaşı her şeyi altüst
edecektir.
Bütün bu örnekleri M. Kemal’in içinde yaşadığı toplumdan,hatta dünyadaki
çağdaşlarından ne kadar önde olduğunu anlatabilmek için verdik.
Savaş alanalarındaki ve devlet yönetimindeki inanilmaz başarılarından söz etmeye
gerek bile yok...
Peki, böyle bir devrimci özel yaşamında mutlu mudur? Dostları var mdır ?
Sevinçlerini ve üzüntülerini kimlerle paylaşır.? “Sorumluluk yükü ölümden
ağır” diyen bir insan nasıl dinlenir? Nasıl eğlenir? Gerilimleriyle nasıl baş
eder? Bu tempoya nasıl dayanabilir? Rahat bir uyku çekme olasılığı var mıdır ?
Magazine kaçmadan konuyu biraz daha irdeleyelim:
ARKADAŞLARI
Çeşitli dönemlerde M. Kemal’in yanında görülen birçok kişi vardır. Ama ,
gerçek anlamda dost olanlar çok azdır.
Onun en yakınında görülen İsmet Paşa, Şişli’deki evde Anadolu’ya geçiş
planları yapılırken kararsız kalmıştır.Yerine refet Bey, 3. kolodu komutanı olarak
Anadolu’ya geçmştir. 14 yıl boyunca Atatürkün en güvendiği insan olarak
başbakanlık yapmış, sonunda aralarında sorunlar çıkmıştır.Aralarında her zaman
yarı resmi bir ilişki vardır. Atatürk’ün sofrasına,Yaku Kadri, Falih Rıfkı,
Ruşen Eşref, Yunus Nadi gibi çağrılınca katılırdı.M. Kemal, onu gördüğü zaman
“hükümet geldi” diyerek ayağa kalkar, gereken saygıyı gösterirdi.
Şişli’deki evde anlaştıkları Kazım karabekir’le de Cumhuriyetin ilanından sonra
araları giderek artan bir şekilde açılmıştır.M.Kemal 1924 yılında Karabekir ve
arkadaşlarının kurduğu İlerlemeci Parti (Terakkiperver Fırka) için “cumhuriyeti
doğduğu gün boğmak isteyenlerin kurduğu parti..” demektedir.Daha sonraları Kazım
karabekir, M. Kemalin amansız bir karşıtı olacaktır.
Şişli’deki evde ve İstanbul’un çoğu yerinde M.Kemalle bir araya gelen Rauf Bey,
Balkan Savaşında Hamidiye gemisinin komutanıdır. Kısa bir süre Bahriye (denizcilik)
bakanlığı yapmıştır. Mondros Ateşkes’ini imzalayan Osmanlı delegelerinin
başkanıydı. İngilizlerin anlaşma koşullarına uymaması onu çok üzmüştü.Bu
yüzden M. Kemalin arkasından Anadoluya geçerek, Amasya’da buluşmuşlardı.
Cumhuriyetin kurulması, halifeliğin kaldırılması onu da M. Kemal’in ünlü bir
karşıtı yaptı.Terakkiperver Partiye katıldı.
Fevzi Çakmak, hiçbir zaman M.Kemal’in dostu olmadı. Kuvayı milliyeye karşıydı.
Öğüt kurullarında Sivas’a kadar gelerek, kurtuluş savaşından vazgeçlmesi için
elinden geleni yaptı. Osmanlı Savunma (harbiye) bakanı iken odasına kadar giren
ingilizlerin baskısını görünce gerçeği anladı. Anadolu’ya geçerken Geyve’de
Ali Fuat Paşa karşıladı. M.Kemal, “geldiği yere gönderin” dediyse de Ali Fuat
Paşanın ısrarıyla Ankaraya gelmesine onay verdi. Kurtuluş savaşının örgütlenmesi
ve planlanmasında yararlı oldu. Başkomutanlık Savaşından sonra M.Kemal’in
önerisiyle mareşallik rütbesi verildi. 21 yıl boyunca genelkurmay başkanlığı
yaptı. Resmi görevini sorumlulukla ve yansızlıkla yerine getirdi. M. Kemal’in onunla
ilişkileri hep resmi düzeyde kaldı.1948 yılında dinci söylemleri öne çıkaran
Millet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı.
Refet Paşa,Amasya Bildirisini isteksizce imzalamıştı. Sivas Kongresinde
mandacılığı savundu.Kurnazdı. Demirci Mehmet Efe’yi tasfiye etti. Çerkes
Ethem’in kuvvetlerinin dağıldığını görünce süvarilerini çatışmaya sokarak
kendine pay çıkartmıştır. Terakkiperver Partiye katılarak M. Kemal’e
karşıtlığını açıkça ortaya koymuştur.
Ali Fuat Cebesoy, harbokulundaki en yakın sınıf arakadaşıdır. Şişli’deki evin de
süreklisidir.O da refet bey gibi kolordu komutanı olarak Anadolu’ya geçti. Refet
Bey’le birlikte İstanbul hükümeti tarafından M. Kemal yanlısı olduğu için
görevine son verildi.Batı cephesinde milisleri örgütledi. Çerkes Ethem’e
hoşgörülü davrandı.Gediz’ deki Yunanlılara karşı yaptırdığı onaysız
oldubitti saldırısı başarısız oldu. Bunun üzerine Moskova Büyükelçiliğine
atandı.Terakkiperver Partiye girerek M. Kemal’e muhalefet etti. M. Kemal’e suikast
davasında yargılanarak aklandı. Milletvekilliği ve bakanlık yaptı. Dp’ye
katıldı.
M. Kemal’in önceden yakınlık duyduğu Ayıcı Arif, Cavit Bey ve Rüştü Paşa
suikastten sorumlu olduklarından asıldılar.
Görülüyor ki bir dönemde arkadaş olanlar sonraları birbirlerine düşman
olmuşlardır. Ünlü sözle, devrim kendi çocuklarını yemiştir. M. Kemal’in
hoşgörüsü ve demokratça tavırları yeterli olmamış, karşıtları onu altetmek
için suikasta varan çeşitli düzenlere girmişlerdir. M. Kemal yalnız da kalsa devrim
yolunda yürümeyi sürdürmüş,yürüdükçe de büyümüştür.
Karşıtlarına karşı da asla acımasız olmamıştır. Ama, devrime karşı gelenlere
de ödün vermemiştir.Kurtuluş savaşında ihanetleri belgelenen 150 kişiyi bile yok
etmeyi düşünmemiş, yurt dışına sürdürmüştür. Aradan yıllar geçtikten sonra
ise yurda dönüşlerini sağlayan yasanın çıkartılmasını sağlamıştır.
Akşam yemeklerine çok sık çağırdığı kişiler yakın dostları sayılırdı. Onlar
da kendisine zaman zaman karşı çıkmışlar, onu anlayamamışlardır. Bu kişilerden
biri olan Yunus Nadi, Serbest Fırkayı desteklemesi durumunda M.Kemal’in vatana
ihanetle suçlanabileceğini yazmıştır. Bu yazı, onun M. Kemal’i yeteri kadar
tanıyamadığının kanıtıdır.
Devrim coşkusuyla atılımlar yapılırken Atatürk,biliyordu ki yakınında bulunan
birçok insanın kafası eskiydi. En küçük bir fırsatta karşıdevrimin emrine
girebilirlerdi. Şu sözler onundur:
“Şimdi şuna emin olmalısınız ki bugün başına şapka giymiş,sakalını,
bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanların çoğunun
kalarının içindeki zihniyet, sarıklı ve sakallıdır..”
Bu sözler, 1927 yılında Türkocağında söylendi. 1930 yılında Serbest Cumhuriyet
Fırkası kuruldu. En yakınında olanlardan bir kısmı o partiye geçti. Serbest Fırka
kısa sürede karşıdevrimcilerin siyasi gücü durumuna geldi, kapatıldı. M.Kemalin
sözlerini tarih doğrulamıştı.
O, bunları bildiği için yalnızdı.
M. Kemal’in her zaman güvendiği dostları da olmuştu. Selanik’te onunla, “ne
olacak
bu memleketin hali” söyleşisini yapan Salih Bozok ve Nuri Conker, her zaman onun
yanındadırlar.Bir başka yaveri Cevat Abbas ve Sivas’a kadar gelerek ondan görev
isteyen,ciddi olduğunu kanıtlamak için kızgın lamba camını tutarak elini yakan
Kılıç Ali de çoğunlukla yanındadırlar. Bunlar, bellerinde silahlarıyla,Çankaya
akşam yemeklerinde bile bir disiplin içerisinde Atatürk’ün korumaları gibiydiler.
Pek fazla içmezler, onun emrini beklerlerdi.Bu yemeklerde konuşulanlar da yıllarca
önce olduğu gibi yine ülke sorunlarıydı. Bir farkla ki, Mustafa Kemal şimdi
istediği yerdeydi.Bu yemeklerde söyleşilir, siyasi ve bilimsel konuşmalar
yapılırdı. Gelişigüzel konular değil, yapılacak işler tartışılırdı.
BÜYÜK İNSANLAR YALNIZDIR
Nietsche,üstün insanı,”batarken bile başka dünyaların sırtında doğan güneş”
olarak tanımlıyor.
Atatürk aradan geçen onca yıla karşın bir güneş gibi parlamaktadır.
Bütün üstün insanlar, büyük devrimciler yalnız insanlardır. Onların
yalnızlığı, yeryüzü doruklarının yalnızlığı gibidir. Hem yeryüzüne
hakimdirler, hem de yeryüzü adına atmosferle, gökyüzüyle en büyük savaşımı
onlar verirler. En çok onlar aşınırlar.
Toplumlarının doruğunda yaşayan büyük insanlar, çevrelerinde, çıkarcıların,
soytarıların, ajanların oluşmasına izin vermezler. Onlar için idealleri önemlidir.
İdeallerini büyüterek yollarına devam ederler. Geleceği görür ve yeniden
şekillendirirler. Engelleri kaldırır,direnişleri kırar, toplumu sürükleyip
götürürler.
Mitolojideki Zeus gibi, doruklarda yaşayıp, doruklarda kalmak zorundadırlar.
Toplumun en önünde oldukları için yalnızdırlar.
Yalnızlık onlara yakışır. Çünkü, yalnız olmasalar büyük adam değil, sıradan
bir adam olurlar.
Atatürk de yalnız bir devrimciydi. Bu yalnızlığını ulusuna olan sevgisiyle aştı.
1936 yılında ABD’ li gazeteci “mutlu musunuz” diye sorduğunda, şu yanıtı verdi
:
“-Mutluyum...Çünkü başardım..!”
|
|
 |
|
| |

|
.:Onuncu yıl Nutku (Flash):. |
|

|
.:Kemalizm Anasayfa:. |
|
 |