.:Forum Anasayfası:.

.:Kemalistler.Net Anasayfası:.
Bölüm-2

Sosyalistlik

1847 yılında Londra'da yapılan komünist kongresi adına; K.Marx ve F.Engels tarafından yazılıp dağıtılan (Komünist Beyannamesi), (Manifeste Communiste)'de şu esaslar ileri sürülmektedir: (2)

''İşçi sınıfı ihtilâlinde ilk konak, proletaryanın hakim sınıf yerine yükseltilmesi, demokrasinin fethidir.

Proletarya, siyasî egemenliğini, adım adım, bütün sermayeyi burjuvazinin elinden almak, bütün üretim araçlarını devletin, yani hakim sınıf olarak örgütlenmiş olan proleteryanın elinde toplamak ve üretim kuvvetlerini mümkün olduğu kadar çabuk artırmak hususunda kullanacaktır.

Başlangıçta bu, ancak mülkiyet hakkını ve burjuva üretim münasebetlerini despotça çiğneyerek ve netice itibarıyle ekonomi bakımından yetersiz ve geçici görünmekle beraber, hareket halinde kendi çerçevelerini aşan ve bütün üretim tarzını alt üst edecek araçları olması bakımından zorunlu bulunan tedbirlere başvurmak suretiyle yapılabilecektir.

Bu tedbirler elbette ki çeşitli ülkelerde birbirinden farklı olacaktır.

Bununla beraber, genel olarak, en ileri ülkelerde aşağıdaki tedbirler genellikle uygulanacaktır.

1. Emlâk ve akarın istimlâki ve emlâk gelirlerinin devlet harcamalarına ayrılması.

2. Aşırı bir müterakki vergi.

3. Mirasın kaldırılması.

4. Bütün göç edenlerle, karşı gelenlere ait emlâkin müsaderesi.

5. Sermayesi devlete ait olan ve mutlak bir monopol'dan faydalanan bir millî banka aracılığı ile kredinin devlet elinde toplanması.

6. Taşıma araçlarını devlet elinde toplanması.

7. Umumî bir plâna göre, nasyonel fabrikaların ve üretim aletlerinin çoğaltılması, boş toprakların işlenmesi ve ekilen toprakların ıslâhı.

8. Herkese mecburi iş, bilhassa tarım alanında endüstri ordularının teşkili.

9. Tarım ve endüstri işlerinin kombinezonu, şehirle köy arasındaki ayrılığı kaldıracak tedbirler.

10. Bütün çocukların genel ve parasız eğitimi, çocukların fabrikalarında bugün uygulanan şekilde çalıştırılmaması. Eğitim ile maddî üretimin birleştirilmesi, vesaire.

Gelişme halinde sınıf farkları kalkınca, bütün üretim, iştirak etmiş fertlerin elinde toplanacak, devlet iktidarı siyasî karakterlerini kaybedecektir. Siyasî iktidar, hakikatte bir sınıfın diğer sınıfları tazyik etmesine yarayan, teşkilât altına alınmış iktidardır. Proleterya, burjuvaziye karşı mücadelesinde, zorunlu olarak, sınıf halinde teşekkül edip de bir ihtilâl ile hakim sınıf durumuna geçince ve hakim sınıf olarak, eski üretim münasebetlerini şiddetle yıktığı zaman, bu üretim münasebetlerini şiddetle yıktığı zaman, bu üretim münasebetleriyle beraber, sınıf farklarını doğuran şartları da tahrip edecek, yani sınıfları bu suretle de bizzat kendi hakimiyetinin sınıf karakterini ortadan kaldıracaktır.''

Beyannamenin sonu şu cümlelerle bitmektedir.

''Komünistler, fikirlerini ve tasavvurlarını saklamaya tenezzül etmezler. Açıkça ilân ederler ki, hedeflerine ancak bütün eski sosyal düzenin şiddetle yıkılmasıyla varılacaktır. Bir komünist ihtilâli olacak diye hakim sınıflar titresin! Proleterlerin bu ihtilâlde zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yoktur. İhtilâl onlara bir dünya kazandıracaktır.

Bütün ülkelerin proleterleri birleşin!'' (1)

F. Engels'e göre (2), burjuva devlet, hakim sınıf hesabına işleyen bir işkence âletinden başka bir şey değildir. Bir gün proleteryanın ihtilaliyle yıkılacaktır. Gelecek nesiller, bu kurumu tıpkı, şimdi müzelerde hayretle seyrettiğimiz işkence âletleri yanında temaşa edeceklerdir!

Bu esaslardan mülhem olan 1917 Rus Komünist İhtilâli şu prensipleri benimsedi. Ve 1924 anayasasının başlangıcı olarak şu beyannameyi kabul etti.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği beyannamesi:

''Sovyet Cumhuriyetlerin kuruluşundan beri dünya devletleri iki kampa ayrıldılar: Kapitalist ve sosyalist kamplara.

Kapitalizm kampında; millî kin ve eşitsizlik, koloni esareti ve şövenlik, millî zulûm, ölüm, vahşilikler ve emperyalist savaşları hüküm sürmektedir.

Sosyalist kampında: Karşılıklı inan ve barış, millî hürriyet ve eşitlik, milletlerin barış içinde beraber ve kardeşçe çalışmaları hâkimdir.

Kapitalist dünyanın, milliyet meselelerini hâl için, teşebbüs ettiği, milletlerin serbest gelişmeleri, yani insanın insan tarafından sömürülmesi sistemi kısır kaldı. O kadar ki, milli tezatlar yumağı, gittikçe daha karışık bir hâl alıyor, kapitalizmin varlığını bile tehdit ediyor... Burjuvalık milletlerin beraber çalışması işini teşkilâtlandırmak hususunda kabiliyetsizliğini gösterdi.

Bu yalnız Sovyetler kampında ve proleteryanın diktatörlüğü iledir ki, milletin ekseriyeti toplandı ve bu suretle millî boyunduruk imha edilerek karşılıklı bir inan yaratıldı ve bu yoldan gidilerek milletlerin kardeşçe çalışmaları elde edildi.

Bu olgular sayesindedir ki; Sovyet Cumhuriyetleri içerden ve dışardan bütün dünya emperyalistlerinin hücumlarını savuşturdular. Yine bu olguları sayesindedir ki; Sovyet Cumhuriyetleri sivil savaşı tasfiye ettiler. Ve bu nedenle varlıklarını temin ile barış ekonomisini tesiste başarı gösterdiler.

Fakat savaş yılları izlerini bırakmadan geçmediler. Harap olmuş tarlalar, durdurulmuş fabrikalar, yıkılmış, tahrip edilmiş üretim kuvvetleri, kurutulmuş ekonomi kaynakları, çeşitli cumhuriyetlerin kendi başlarına çalışmalarını boşa çıkarmıştır.

Diğer taraftan, uluslararası durumun kararsızlığı ve yeni tecavüzler tehlikesi, Sovyet Cumhuriyetlerinin, kapitalist çevirmelerine karşı tek bir cephe hâlinde birleşmesini gerektirmektedir.

Lâfın kısası, Sovyet bünyesinin anlamı, sınıf bakımından uluslararasıdır, işte bu anlam, Sovyet Cumhuriyetlerinin çalışkanlar kümelerini, birlik yoluna götürmekte ve bir sosyalist ailesi hâlinde oluşmalarını gerekli kılmaktadır.

Bütün bu olgular, Sovyet Cumhuriyetlerinin tek bir federal devlet hâlinde kurulmalarını önemle gerektirmektedir. Bu suretle meydana gelecek devlet dış güvenliği ve iç ekonomik gelişmeyi ve milletlerin ilerlemesi için gerekli olan millî hürriyeti, temin edecektir.

Sovyet Cumhuriyetleri halkının, sonradan vukubulan kongrelerinde, ittifakla (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği) hakkında verdikleri karar, bu birliğin, birbirine hukukan eşit milletlerin, serbest bir federasyonu olduğunun teminatıdır. Birlikten serbestçe ayrılmak yetkisi her cumhuriyete tanınmıştır. Mevcut cumhuriyetlerde birliğe girmek hakkı yine bu suretle kabul edilmiştir. Hatta yarın doğacak cumhuriyetler dahi bu hak ve yetkilere sahiptir. Yani federal devlet 1917 Ekiminde konulan esasların hakikî bir taclanmasıdır. Bu esaslar milletlerin barış hâlinde kardeşçe çalışmaları idi. Federal devlet, dünya kapitalizmasına karşı emin bir kale, bir istihkâm hizmetini görecektir. Ve bütün memleketler çalışanlarının tek bir Sovyet Sosyalist Dünya Cumhuriyetleri hâlinde toplanmalarının yeni bir adımın ilk belirtisi olacaktır.''

1924 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği anayasası aşağıdaki yetkileri yalnız ve yalnız devletin yüksek organlarına tanır.

Rus anayasasının 1'inci maddesi devletin genel menfaatlerinin gerektirdiği bu yetkileri şu esaslar içinde kaydetmektedir.

Ekonomik yetkiler

1. Rusya-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği iç ve dış borçları yapmak ve birliği vücude getiren cumhuriyetlerin keza iç ve dış borçlar yapmalarına müsaade etmek,

2. Dış ticaretin idaresi ve iç ticaretin düzenlenmesi,

3. Birliğin halk ekonomisi temellerini kurmak ve genel plânını yapmak. Sanayi dallarının ve özel sanayi teşebbüslerinin tayini ile birlik ve cumhuriyetler adına imtiyaz mukaveleleri imzalamak.

4. Birlik bütçesini kabul etmek. Buna cumhuriyetlerin bütçeleri de dahildir.

5. Bir para ve tek bir kredi sistemi kurmak.

6. Rusya-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinin hepsinde, yani bütün birlik içinde ortak bir tarım, topraktan, yer altından, ormanlardan ve sulardan faydalanmak için prensip koymak.

7. İş hakkında teşkilât kanunları yapmak.

8. Ölçü sistemini düzenlemek.

Sosyal yetkiler

1. Birliğin adlî teşkilâtını yapmak, usule, cezaya ve hukuka dair kanunları düzenlemek.

2. Birliğin diğer devletlerle ve birliği meydana getiren cumhuriyetlerde sınırlarında değişiklik yapmak.

3. Birlik içine yabancı cumhuriyetleri almak konusunda sözleşmeler imzalamak.

4. Savaş açmak, barış anlaşması imzalamak.

5. Devletlerarası anlaşmalar imzalamak.

6. Birliğin ordularını organize ve idare etmek.

7. Birliği meydana getiren cumhuriyetlerden birine vâki olacak göç hakkında kanun yapmak ve bu göç'er hakkında gelir sağlamak.

8. Bütün birliği kaplayan genel af hakkı.

9. Anayasaya aykırı verilecek kararları bozmak.

10. Federe Cumhuriyetler arasında çıkacak anlaşmazlıkları çözümlemek.

18 Mayıs 1929 yılında yapılan değişiklikler, bu esasları aynen bırakmıştır. Fakat 1936 değişikliği, rejimin prensiplerini bozacak kadar radikaldirler.

Lonis Marlis ne diyor?

Nitekim Fransa enstitüsü arasından Lonis Marlis (Rusya ferdin mali durumu) başlığı altında yayınladığı makalede Populaire gazetesinden naklen şunları söylüyor.

''Bu son yıllar içinde, Sovyet sosyetesinin gelişmesinin en belirli niteliği bürokrasinin kurulması ve kuvvet bulmasıdır. Bürokrasi konularını her vasıtaya başvurarak savunmaya hazır imtiyazlı bir sosyal tabaka meydana gelmektedir.'' (1)

1919 Türk İhtilâli, yine bu sırada verilecek büyük örneklerden birini teşkil eder.

Türk ihtilâlinin prensiplerini, şu cümleler içinde kısaltabiliriz.

Ulus egemenliği (kayıtsız ve şartsız)

Cumhuriyetçilik

Milliyetçilik

Halkçılık

Devletçilik

Laiklik

İnkılâpçılık

Sembolü, altı ok olan Türk İhtilâli, bu esaslar içinde bütün bir geçmişi ortadan kaldırdı. Ve onun yerine ekonomik, sosyal, siyasal yönlerden en radikal bir yenilik yarattı.

Bunlar hakkında geniş bilgiyi özel bölümlerde vereceğiz.

Faşistlik XX'nci asrın, komünizme karşı koyan en önemli olaylarındandır. Bu rejimin ayırmacını ''Carta del Lavoro=iş şartı''nda buluruz.

C.M.R. (İtalyan Faşist Tarihi) adındaki kitabında,: ''İş şartı etrafında İtalya'da büyük gürültüler oldu. Faşistler bunu, 1791 (İnsanlığın Hakları Beyannamesiyle) 1848 (komünist manifestosuyla) bir tutarak öğünmektedirler.'' diyor.

Bu ihtilal hakkında da diğerleri gibi bir fikir verebilmek için iş şartı muhtevasını olduğu gibi aktarıyoruz.

I

İtalyan milleti, amaçları ve iş araçları, kudret ve devamı bakımından dağınık veya toplu bireylerin üstünde bir organizma ve bir varlıktır. Millet; moral siyasal ekonomik bir birliktir ki, faşist devlet içinde somut bir hale gelir.

II

İş, bütün şekillerinde; örgüt, düşünce teknik yahut el işi suretiyle olsun, sosyal bir ödevdir. Bu sıfatla, yalnız bu sıfatla devlet tarafından düzenlenir.

Üretim, amaçlarıyla beraber bir birlik ifade eder. Üretim bireylerin lerni refahında ve ulusal gücün gelişmesinde toplanır.

III

Sendika ve meslek kurumları serbesttir.. Fakat kanunen tasdik edilip de devletin kontrolüne bağlı sendikalar, faydasına kuruldukları kümenin bütün üyeleri için ortak iş sözleşmeleri yapmak ve bunlara mükellefiyet yüklemek hak veyetkilerine maliktir.

IV

Müşterek iş sözleşmesi, üretim etkenlerinin dayanışmasını, işletenlerle, işletilenlerni zıt menfaatlerinin birbiriyle uzlaşmasını ve bu menfaatlerin üretimin yüksek faydalarına uygun olmasını temin eder.

V

İş mahkemesi, iş anlaşmazlıklarını, (bunlar ister mevcut sözleşmelere veya başka kurallara, ister yeni iş şartlarının tayinine dair olsun) sonuçlandırmak hususunda devletin müdahale vasıtası olan bir kurumdur.

VI

Kanunen tasdik edilmiş korporasyonlar, işletenlerle, işletilenler arasında hak eşitliğini temin ederler. Bu korporasyonlar; üretimin, işin, disiplinin devamını ve iyileştirilmesini kontrolleri altında bulundururlar. Korporasyonlar, menfaatlerini temsil ettikleri üretim kuvvetlerinin birlik içinde örgütlenmesini temin ederler. Ulusal olan üretim çıkarlarını temsil ettiklerinden dolayıdır ki, korporasyonlar devletin kanuni organlarıdır. Korporasyonlar üretimin ortak menfaatlerinin temsil organları olduklarından, kendilerine katılmış olan kurumlardan vekâlet aldıkları takdirde iş disiplini yahut üretimin düzeltilmesiyle ilgili kurallar koyabilirler.

VII

Korporasyonlar devleti, üretim alanında, özel teşebbüsü, ulusal menfaatlerin en etkili ve en faydalı vasıtası olarak sayar. Üretimin örgütlenmesini temin ederler. Ulusal olan üretim çıkarlarını temsil ettiklerinden dolayıdır ki, korporasyonlar devletin kanuni organlarıdır. Korporasyonlar üretimin ortak menfaatlerinin temsil organları olduklarından, kendilerine katılmış olan kurumlardan vekâlet aldıkları takdirde iş disiplini yahut üretimin düzeltilmesiyle ilgili kurallar koyabilirler.

VII

Korporasyonlar devleti, üretim alanında, özel teşebüsü, ulusal menfaatlerin en etkili ve en faydalı vasıtası olarak sayar. Üretimin örgütlenmesi ulusal menfaat ödevi olduğundan, teşebbüs sahipleri üretimin idaresinden devlete karşı sorumludurlar. Üretici kuvvetlerin iş ortaklığı, bu kuvvetler arasında birbirine karşı hak ve borçlar doğurur.

İşçi, (teknisyen, işletilen veya işleten olsun) sorumluluğu ve idaresi işletenlere düşen ekonomik teşebbüsün faal bir çalışma ortağıdır.

VIII

İşverenlerle, meslek cemiyetleri, bütün vasıtalarla üretimin artmasını, üretim maddelerinin gelişmesini, fiyatlarının inmesini temin etmek zorundadırlar. Serbest meslek veya sanat sahiplerinin temsilci grupları ile, kamusal teşebbüslerdeki işletmelerin cemiyetleri: Sanat, ilim, edebiyat menfaatlerinin korunmasına, üretimin ıslahına ve korporasyonlar rejiminin ahlaki gayelerinin elde edilmesine yardım ederler.

IX

Devlet, özel teşebbüsün yokluğu veya yetersizliği yahut siyasal menfaatler söz konusu olduğu durumlarda, ekonomik üretime karışır.. Bu karışma; kontrol, teşvik yoluyla yahut doğrudan doğruya olur.

X

İş anlaşmazlıklarının çözümlenmesinde, adli dava açılması için, önce korporasyonun bir uzlaştırma teşebbüsüne girmesi gerekir. Ortak iş sözleşmelerinin yorumu, uygulanması hakkında anlaşmazlık çıktığında, meslek cemiyetleri aracılık yapmaya yetkilidirler. Bu anlaşmazlıkların çözüm yolu, ilgili meslek cemiyetleri tarafından tayin olunan üyelerin yardımıyla karar verecek olan adliye mahkemelerine aittir.

Müşterek iş mukavelesi ve teminatı

XI

Meslek kurumları, müşterek sözleşmelerle temsil ettikleri işçi ve işveren arasındaki iş münasebetlerini düzenlemek zorundadırlar. Müşterek iş sözleşmeleri ilk basamaktaki kurumlar arasında, merkez organlarının idare ve kontrolü altında yapılır. Lakin kanun ve statülerin tayin ettiği durumlarda yüksek derececedeki kurumlara, ilk basamaktaki kurumlar yerine geçmek üzere yetki verilir. Müşterek olmak için her müşterek sözleşme, disiplin münasebetleriyle staj müddetleri, ödenek miktarı ve ödenek miktarı ve ödenme tarzlarıyla ve iş saatleriyle ilgili açık hükümleri ihtiva etmelidir.

XII

Sendikaların nüfuzu, korporasyon organlarının uzlaştırma teşebbüsleri ve iş mahkemesinin hükümleri; ücretin, hayatın, normal icaplarına, üretim imkânlarına ve çalışmanın verimine uygun olmasını sağlar. Ücretin tayini genel kuralın dışındadır; bu tayin tarafların anlaşmalarıyla müşterek sözleşmelerde belirtilmelidir.

XIII

İşçilerin hayat seviyelerindeki değişmelerle ilgili düşünceler, üretim ve çalışma şartlarına, para piyasasının durumuna göre, çeşitli kümelerin ve sınıfların menfaatlarıyla uzlaşabilecek bir ölçü içinde olmalı ve bu, istatistik enstitüsü merkezleriyle meslek grupları ve korporasyonlar nezaretinde yapılmalıdır.

XIV

Ücretin tayininde, işçinin ve işverenin ihtiyaçlarına, en uygun şekil seçilmelidir. Parça üzerine ücretlendirilmiş işlerde eğer hesaplar iki haftayı geçen müddet içinde kapanıyorsa işçiye her hafta yahut her on beş günde bir alelhesap uygun bir miktar ücret ödenmelidir.. Gece işi belli zamanlarda muntazam ekiplerle yapılmazsa, gündüz işinden daha yüksek bir ücrete bağlanmalıdır. Parça üzerinden ücrete bağlı tarifeler, normal iş kabiliyetini haiz çalışkan bir işçiye, esas ücretinden ayrı olarak en düşük bir kazanç temin edecek şeklide tespit edilmelidir.

XV

İşçinin pazar tatiline hakkı vardır. Müşterek sözleşmeler, mevcut kanun hükümlerini ve işletmenin teknik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak suretiyle, bu kuralı uygulamayı ve bu ihtiyaçlar içinde ulusal geleneklere, askeri ve dini bayram günlerine riayet etmeyi sağlayacaktır. İş saatlerine işçi tarafından samimi ve sıkı surette uyulacaktır.

XVI

Ara vermeksizin bir sene hizmetten sonra, sabit işletmeye mensup bir işçi senelik iznini ücretli olarak geçirir.

XVII

Devamlı iş yerlerinde, kendi kusuru olmaksızın işten çıkarılan işçi, hizmet yılları sayısıyla uygun bir tazminat hakkına maliktir. Bu tazminat hakkına maliktir. Bu tazminat işçinin ölümüne dahi ödenir.

XVIII

Devamlı iş yerlerinde, işletmenin başkasına geçmesi iş sözleşmesine nihayet vermez. Ve işyerlerine bağlı işçiler ve işçi heyeti işletmenin yeni sahibine karşı haklarını muhafaza ederler. İşçinin belli bir müddeti geçmeyen hastalığı dahi sözleşmenin bozulmasına sebep teşkil etmez. silah altına alınma ve ulusal müdafaa, milis hizmetine alınma dahi işten çıkarılmaya sebep olamaz.

XIX

İşçinin disipline uygun olmayan ve işletmenin düzenli yürüyüşünü bozan eylemleri, işlenen kabahatın ağırlığına göre, para cezası ödemeyi, daha ağır hallerde tazminatsız olarak hemen işten çıkarılmayı gerektirir. İşverenin bir işçiye para cezası verme, tazminatsız olarak hemen işten çıkarmasını gerektiren durumlar aşağıda gösterilecektir.

XX

Yeni bir işyerine giren, işçi, bir tecrübe stajına bağlıdır. Bu staj sırasında sözleşme, başlaca tazminata lüzum olmaksızın, başarılı çalışma müddetine uyan ücret verilmek suretiyle iki tarafça bozulabilir.

XXI

Müşterek iş sözleşmesinin sağladığı faydalar ve uyulması gereken disiplin oturdukları yerlerde çalışan işçilere de şamildir. Bu biçim işlerde disiplini temin için devlet tarafından özel kurallar konacaktır.

İş Bulma Kurumları

XXII

Devlet, üretim ve iş şartlarının işaretleri olan kullanma dalgalarını izler ve kontrol eder.

XXIII

İş Bulma Kurumları, devlet korporasyonlarının kontrolü altında eşitlik esası üzerine kurulmuştur. İşverenler, işçilerini bu kurumlar vasıtasıyla tedarik etmelidirler. İşçi Bulma Kurumları, müracaat sırasına göre, faşist partisinin ve sendikaların üyesini tercih etmek suretiyle işçileri kayıt cetvelleri üzerinden seçmekte serbesttirler.

XXIV

İşçi meslek kurumlları, işçilerin teknik kabiliyetlerini ve ahlâkî kıymetlerini gözönünde tutarak bunlar arasında seçme hakkına sahiptir.

XXV

Korporasyonlar, üyeleri vasıtasıyla kazalara mani olmak ve iş disiplinini temin etmek hususlarıyla ilgili kanunlara riayet edilmesine nezaret ederler.

Uyanıklık, Karşılılık Yardım ve Öğretim

XXVI

Uyanıklık, beraber çalışma prensibinin yüksek bir görünüşüdür. İşverenler işçi, karşılıklı olarak güçleriyle uygun bir surette uyanıklığın gerektirdiği külfetleri yüklenmelidirler. Devlet, korporasyonlar ve meslek kurumları vasıtasıyla uyanıklık (tayakküz) sistemini ve kurumlarını elden geldiği kadar birleştirmeye çalışacaktır.

XXVII

Faşist devlet:

a. Kazalara karşı sigortayı genişletmeye.

b. Doğum sigortalarının islâhı ve genişletilmesine.

c. Meslek hastalıklarına ve bütün hastalıklara karşı sigortaya doğru ilk adım olmak üzere, verem sigortası kurulmasına.

d. Elde olmayan işsizliğe karşı sigortanın gelişmesine.

e. Genç işçileri organize etmek için, özel sigorta şekilleri kabul etmek emelindedir.

XXVIII

Kazalara karşı ve sosyal sigortaların uygulanmasıyla ilgili idarî veya adlî muameleler sırasında üyelerinin menfaatlerini korumak, işçi kurumlarına düşen bir ödevdir. Teknik bakımdan elverdiği derecede, müşterek sözleşmeler, işverenlerin para yardımıyla, korporasyonların kontrolleri altında iki tarafın temsilcilerince idare olunacak hastalık yardım sendikaları kurulacaktır.

XXIX

Kayıtlı olsunlar olmasınlar, temsil ettikleri kimselere yardım, meslek kurumları için hem bir hak ve hem de bir borçtur. Meslek kurumları, yardım ödevlerini kendi organları vasıtasıyla doğrudan doğruya yapacaklardır. Meslek kurumları bu ödevlerini, diğer organlara veya kurumlara bırakabilir.

XXX

Öğretim ve eğitim ve özellikle, kayıtlı olsunlar olmasınlar, temsil ettikleri kimselerin meslekî eğitimleri meslek kurumlarının başlıca ödevlerini teşkil eder. Bu kurumlar tatil zamanlarından faydalanarak, ulusal teşekküllerle eğitimle ilgili diğer kurumların çalışmalarına yardım edeceklerdir.

Nasyonal sosyalistlik

Bu devlet sistemini, doğrudan doğruya şefinin ağzından dinlemek en isabetli bir hareket olur. A. Hitler iki eserinde (1) sistemin ana hatlarını ve bu hatlar hakkında lâzım gelen açıklamayı yapmaktadır.

Hitler'in teorilerini dört bölüm ve çeşitli fasıllar içinde incelemek ve özetlemek mümkündür (2).

I. bölüm: Liberal burjuvalık ile Marksizmin eleştirisidir.

a. Burjuva hürriyetçiliği ve parlamenter sistem, demokrasinin ifadesidir

Sayıya dayanan demokrasi, şeflerin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu demokrasi, karakterleri bozar, çirkinleştirir. Bu tarz demokraside, parti propagandaları birer yalancılıktır. Fikirler Yahudilerin elinde bulunan matbuat tarafından yaratılır. demokrasi, Yahudi hâkimiyetinin âletidir. Bunun yerini hakikî Alman demokrasisi alacaktır.

b. Proletaryanın Marx sosyalizmi tarafından sömürülmesi

Proletaryanın doğuşu, gündeliğin güvensizliğidir ki bu, en büyük sosyal yaradır. Marksizm bunu istismar ediyor. Liberal burjuva demokrasileri bütün hatalarından başka, işçileri sosyalizme götürmektedir. Marx sosyalizminin hareket metodu:

Eşitsizlik, kütle üzerinde dehşet politikası, entellektüellerin burjuvalar üzerine dehşet politikasıdır.

c. İnsanın düşmanı

Yahudi düşmanlığı. Âdetleri ve zevki çürüten, bozan Yahudi, insanlığın basil mikrobudur. Yahudi ve Marksizm medeniyet yıkıcısıdır.

II. bölüm: Nasyonal-Sosyalist (Millî Sosyalist) İhtilâli'nin vasıtaları

a. Bir prensibe ihtiyaç

Kuvvet, bir fikrin hizmetinde olmadıkça devamlı bir netice elde edemez. Marksizme karşı koyan menfi hareketlerin yenilgisi gibi.

b. Halkın elde edilmesi

Millî parti her şeyden önce çalışanları kazanmalıdır. Burjuva seçmenlerini kendine çekmek faydasızdır.

c. Propaganda

Propaganda bir sanattır. Daima kitlelere yöneltilmelidir. Propaganda psikolojisi daima küçük ölçüde fikirleri tekrarlamaktır. Söylemek, yazıdan üstün bir propaganda vasıtasıdır. İhtilâller sözle yapılan propaganda ile patlak verir. Milyonlarca işçi söz propagandasıyla Marksizme sürüklendi. Politik toplantılar teşkilâtın psikolojisini yaratır. Marksist toplantıların tekniği. Nasyonal-Sosyalistlerde nizam hizmeti.

d. Teşkilât

Prensibin yazılma tarzı ödev ve itaat. Toplu, somut mücadele. İltihak ve mücadele edenler. Üye kabulü hususunda sınırlandırma. Teşkilâtlanmanın zorunluğu.

III. bölüm: Irk, toprak ve kan

a. Irk meselesi, dünya tarihinin anahtarıdır

Irkların gelişmesini sağlayan kanunlar. yüksek ırkların varlığı. Ariler medeniyet kurucularıdır. İdealistlik, o kuvvettir ki, Arilerin üstünlüğünü gösterir. Yahudi Ariliğin en belirli bir zıddıdır. Yahudiler göçebe değil asalaktır. Irk'ın korunması varlığının gayesidir. Köylülük ırkın ambarı, mahfazasıdır.

b. Batı milletlerinin Yahudiler tarafından istilâsına tarihî bir bakış

Yahudi tüccarın yabancı olarak gelişi. Para ödünç veren, paraya vasıta olan Yahudi. Devlete yerleşen Yahudi. Yahudi memleketin bütün servetini sömürür. Ve imtiyazla Yahudi memleketin bütün haklarına sahip olur. Bundan sonra Alman sayılır. Yahudi insanlığın dostu görünerek suiistimallerini unutturmaya çalışır. Bununla beraber doğru ekonomiyi yıkar, işçiyi sınıf mücadelesine götürür. Yahudi Marksizmin şampiyonudur. Yahudi sendika hareketlerinin başına nasıl geçer? Sendika politika hareketlerin faaliyeti oluyor. Yahudinin zaferi. Son ihtilâl.

IV. bölüm: Nasyonal-Sosyalist devlet

a. Devlet anlayışı

Devletin Yahudi-Marksist ve demokratik telâkkisi, ırkı ve şahsiyeti tanımaza. Bunun aksine olarak ırkçı anlayışı; devleti, medeniyet için zorunlu olan Ariliğin üstünlüğünü ve devamını sağlar.

Devletin insanî ödevi. Devletin ırkçı anlayışı, şefi ve seçkinler grubunu gerektirir. Heyet ve sorumlu şef. Devlet otoritesinin tarihî esası. Irkçı devlette toplum; vatandaş teb'a ve yabancılar.

b. Irkın himayesi

Kana karşı günahlar: Melezlik, frengi. Bunları nasıl tenkil etmeli; ahlâki yayınlar, erken evlenme, iğdişlik, doğum kontrolü, cilizliğin, lağarlığın önüne geçer, ırkçı devlet ve ırkın esenlik işleri.

c. Eğitim

Burjuva hürriyeti yalnız ferdin entellektüel gelişmesini izler. Bu eğitimin birinci netice zekânın kuvvetini kaybetmesi. İkinci neticesi, genç adamın ahlâk düşkünlüğünü yenememesi oldu.

Irkçı devlette terbiye. Çocuğun fizik, karakter, zekâ bakımından ahenkli bir tarzda inkişafı. Saygı bilgisi, karar verme iradesini geliştirmek. Eğitim prensipleri. Tarih öğretimi. İnsanlık. Millî gururu uyandırmak. El işlerini ileri götürecek bir eltik teşkil. Ordu, yerine başka birşey konulamayan bur kudrettir.

d. Ekonomi

Ekonoyi, plânın başına koymak mahvolmaya gitmektir. Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki Almanya. Ekonomi, devletin ırkı muhafaza için kullandığı muhtelif vasıtalardan biridir. Kahramanlık faziletleri hepsinin üstündedir.

Kapitalin rolü. Uluslararası Kapital; doğru, dürüst ekonominin tahripçisidir. III. Reichtag ve Almanya'nın ekonomik bağımsızlığı için mücadelesi. Dirije ekonomi bir prensip değildir. Fakat bir zarurettir. Almanya'nın ekonomik güçlükleri.Gündeliklerin üretim ile düzenlenmesi. Millî ekonomi, Almanya'yı yabancıdan kurtarmalıdır.

e. Sosyal hayat

Patronların pintiliğine karşı içşinin himaye edilmediği yerlerde sendikalar zorunludur. Korporasyonlar (önce) sınıf mücadelesini kaldırır. Patronlar ve işçiler, Alman büyüklüğünün sanatkârlarıdır.

f. Din ve Federalizm

Dinî inançlar milletlerin moral (ahlâk) temelidir. Protestanlık ve Katoliğin münasebetlerinde Alman milleti. Kültür kampf, hatasını tekrarlanmamalıdır. Nasyonal-Sosylalizm bir din değildir. Fakat din aleyhinde de değildir. Alman federalizminin manası kalmamıştır. Ne hukuken ve ne de fiilen. Genel eğilim merkeziyettir. Merkeziyet milletin ihtiyacına bağlanmıştır.

g. Dış siyaset

Almanya'nın harpten önceki dış siyasetinin kritiği. Nasyonal-Sosyalizm, mağlûp Almanya'nın kurtuluşu yolundaki vazifesinde. Almanya ve İngiltere. İngiltere ile ittifak. İtalya ile ittifak. Almanya ve Avusturya: Alman Avusturya, büyük Alman vatanı ile birleşmelidir. Almanya ve Fransa, 1924: Fransa, emperyalist bir millet, Almanya'nın can düşmanıdır. 1924'de Fransa, Almanya'ya doğu siyasetinde engel oldu. 1924 Fransa'sı Yahudi âleti. 1935'de Saar'ır Almanya'ya iltihakıyla arada bir anlaşmazlık kalmadı. 1936'da gerginlik ve sempati yılı. 1936'da Rus-Fransız anlaşması, Almanya'ya karşı daimî tehdit. 1936'da Fransız-Rus paktına cevap; Alman hükûmetinin barış projesi. 1938'de Almanya ile Fransa arasında sınırlar kat'î surette tahdit olundu. Arada anlaşmazlık kalmadı. Karşılıklı saygı. Ve hukukan eşitlik; müşterek düşman Yahudi'ye karşı milletlerin zarurî birleşmesi.

h. Toprak ve mesafe

Yaşama, var olma hürriyeti, ancak kâfi toprakla mümkündür. 1914 sınırlarını geri vermeye kalkışma politika bakımından bir cinayet, bir delilik olur. Tarihte Cermenlerin doğuya doğru yürüyüşü. Doğu politikasının iadesi. Almanya-Rusya. Rusya ve Yahudiler. Rusya ile anlaşma imkânı yoktur.

i. Nasyonal-Sosyalizm'in estetis teorileri

Bolşevik, sanatı, geçmişi inkâr eder ve karma karışıklığa götürür. Hakikî sanat geçmişe dayanır. Yahudi, kültür yıkıcısıdır. Politika ve kültür birbirine sıkı surette bağlıdır. Sanatın birinci şartı devlettir. Ekonomi değildir. Ekonomiye bağlanan 19. asır, sanat anlamını kaybetti. Nasyonal-Sosyalizm'in sanat ödevi.

İlâve. Hayat karşısında insan

Hitler nasıl Alman milliyetçisi oldu. Tahsil yılları ve Viyana'da çektiği ıstıraplar. Marksist sosyalistlerle ilk temas. Dünya Savaşı içinde Hitler bir Alman alayında. Hitler ve 1918 İhtilâli. Partinin doğumu. Birinci toplantı. Birinci Büyük Halk Meclisi 24 Şubat 1920.

Nasnoyal-Sosyalist (Milli Sosyalist) partisi kurucusu ve şefi Hitler'in teori ve geçmişini kısaca tespit etmiş bulunuyoruz. Bu teorilerin verimi olan 24 Şubat 1920 programının metni şudur:

"1. Biz, milli şuur ve vicdan esası üzerine bütün Almanların büyük bir Almanya hâlinde toplanmalarını istiyoruz.

2. Biz, bütün Almanların, diğer bütün milletlerin istifade ettikleri haklardan faydalanmalarını ve Versay ve Sengermen antlaşmalarının kaldırılmasını istiyoruz.

3. Biz tarıma elverişli toprak ve halkımızın fazlasını yerleştirecek koloniler istiyoruz.

4. Yalnız Almanlar, Alman vatandaşı; yalnız damarlarında Alman kanı olanlar Alman tab'ası olabilirler. Yahudiler Alman vatandaşı olamazlar.

5. Alman vatandaşı olmayan kimselere, Almanya'da oturan misafir nazarıyla bakılır. Ve bu bakımdan yabancıların bağlı oldukları kanunlara uyarlar.

6. Memleket yetkilerine, kanunların hazırlanmasına yalnız Alman vatandaşları iştirak etmek hakkına maliktirler. Biz, bütün devlet memuriyetlerinin, bütün işlerin Alman vatandaşlara verilmesini istiyoruz.

7. Biz, hükümetin her şeyden önce, işle ve yaşama meseleleriyle ilgili, ödevlerle meşgul olmasını ve memleketin, yerli halkını geçindirmek mümkün olmayınca, yabancıların derhal memleket dışına çıkarılmasını istiyoruz.

8. Biz, en kısa bir zaman içinde Almanya'ya göçün önüne geçilmesini ve 1914 yılının 2. Ağustos'undan sonra Almanya'ya girmiş yabancıların çıkarılmasını istiyoruz.

9. Bütün Almanlar kanunların tanıdığı hak ve imtiyazlardan eşit olarak faydalanacaklar ve yine kanunların yüklediği ödevleri eşit olarak başaracaklardır.

10. Her Alman vatandaşın ilk ödevi, kafasıyla veya eliyle icat etmektir. Ferdin faaliyeti, kamunun menfaatlerini hiçbir suretle bozmaz. Fert, ancak genel birlik kadrosu içinde gelir.

11. Bundan dolayıdır ki biz, kafa ve el işinin verimi olmayan gelirlerin ve kapitale hizmet eden menfaatlerin kaldırılmasını istiyoruz.

12. Savaşların millete yüklediği büyük fedakârlıkları göz önünde tutarak, harp yüzünden kazanılan zenginliği millete karşı cinayet sayarız. Harpten doğan kazançların derhal müsaderesini istiyoruz.

13. Biz, teşebbüs şirketlerinin devletleştirilmesini istiyoruz.

14. Büyük sanayi kurumlarının kârlarının taksimini istiyoruz.

15. İhtiyarlık sigortaları istiyoruz.

16. Esenliği yerinde, yaşama şartlarına malik orta bir sınıf yaratılmasını istiyoruz. Büyük endüstri mallarının, küçük sanatkârlara makul, yaşanabilir bir fiyatla temini ve hükümetin küçük sanatkârlara en kuvvetli himayeyi göstermesini istiyoruz.

17. Milli ihtiyaçlara karşılık radikal zirai reform ile kamunun menfaatlerini temine yarayacak arazinin parasız dağıtılması için hususi bir kanunun hazırlanmasını istiyoruz.

Zirai kârlardan alınan vergilerin kaldırılmasını ve arazi üzerindeki sömürmelerin yasak edilmesini istiyoruz.

18. Kamunun menfaatlerine aykırı olarak faaliyette bulunanların şiddetle ve merhametsizce takiplerini istiyoruz.

Biz, devlete karşı suç işleyenlerle, tefecilerin ve sömürücülerin, ne olursa olsun, ölüm cezasıyla cezalandırılmalarını istiyoruz.

19. Biz, sömürme üzerine kurulu Roma hukukunun yerini, Alman hukukunun almasını istiyoruz.

20. Devlet, Alman halkının tahsil, yüksek tahsil ihtiyaçlarını ve bütün çalışkanların yüksek tahsilde bulunabilmelerini sağlayacak bir plan hazırlayacaktır vs.

Kabiliyetli çocukların her türlü tahsillerinin devlet tarafından parasız teminini istiyoruz.

21. Devlet, ananın ve çocuğun himayesi, çocukların işe gitmesinin yasaklanması, fizik, kültürün, sporun ve turizmin teşkilâtlandırılması suretiyle genel esenliğe dikkat edecektir.

22. Biz, bir sınıf hâlini almış ordunun terhisi ile yerine milli ordunun kurulmasını istiyoruz.

23. Biz, kasıtlı yalan politika haberlerinin önüne geçmesini ve bunların basın vasıtasıyla memlekette yasaklanmasını hükümetten istiyoruz.

Milli bir Alman basının kurulması için:

a. Gazete yazarlarının ve yardımcılarının Alman vatandaş olmasını,

b. Hükümetin özel müsaadesi olmadıkça, Almanya'da bütün yayın Almancadan gayri olmayacaktır. Gene böyle bir müsaade olmadıkça Almanca dahi çıkamamasını,

Almanca yayına her türlü mali iştirak, yahut muvazaalı bir surette halk efkârı üzerinde siyasi maksatlara para ile tesirin şiddetle yasak edilmesini;

Bu kaideyi bozan her türlü müesseselerin kapatılmasını ve burada çalışıp da Alman olmayanların derhal memleketten tardını,

d. Genel menfaatlere uymayan, bunlara zarar veren yayınların yasak edilmesini; sanata veya edebiyata dair olup da milli hayatımıza zararlı hareketlerin cezalandırılmasını ve bu hareketleri vücude getiren bütün vasıtaların yok edilmesini istiyoruz.

24. Biz, bütün dinler için serbesti istiyoruz. Şu şartla ki, bunlar, Cermen ırkının edep ve moraline aykırı olmamalıdır. Parti, Hıristiyanlık prensiplerini kabul eder. Bununla beraber, hiçbir mezhebe intisap etmez. Yahudi-Marksist prensiplerle dövüşür. Parti inanmıştır ki, millet ancak bu mesleğin uğursuz tesirinden şu prensibi benimsemekle kurtulacaktır:

Herkesin iyiliği, birin iyiliği içindir.

25. Tespit ettiğimiz bütün istekleri neticelendirmek için devletin merkezi yetkileri kuvvetli olmalıdır. Konfederasyon memleketlerinin bağlı olacağı parlamento ve bütün devlet müesseseleri mutlak bir otoriteye sahip bulunmalıdır.

Parti şefleri, bu programda yazılı maddeleri gerçekleştirmek için, gerekince hayatlarını feda edeceklerine yemin ederler." (1)

Hitler, Mezhebim (2) adındaki kitabında, bu program hakkında şunları söylüyor.

"Toplantı 7.30'da açılacaktı. 7.15'te salona girdiğim zaman, kalbimin sevinçten çatlayacağını sanmıştım. Büyük salon yarılacak kadar dolmuştu. Kafalar birbirine değiyordu. Aşağı yukarı iki bin kişi vardı. Bilhassa gelenler, kendilerine söylemek istediğim kimselerdi. Komünistlerle müstakiller salonun yarısından fazlasını işgal ediyorlardı. Bizim ilk büyük tezahüratımız bunlarca, çarçabuk suya düşecekti. Fakat başka türlü oldu. Birinci hatip bitirdikten sonra, sözü ben aldım. Birkaç dakika sonra kesme hareketleri her tarafta yapılmaya başladı. Salonda şiddetli çarpışmalar oldu. Askerlik arkadaşlarımdan en sadıkları ve fikrimize uyanlardan bazıları, kargaşalığın üstüne çullandılar ve böylelikle sükûneti iadeye muvaffak oldular. Yarım saatin sonunda, alkışlar, bağırmaları ve mırıltıları kesin olarak bastırmaya başladı.

O zaman programa geçiyor ve ilk defa izahına başlıyordum. Sık sık sözlerimi kesmek için yapılan hareketlere engel olan alkışlar birbirine takip ediyordu. Vakta ki, kitle önünde, 25 maddeyi noktası noktasına izah ettim ve bu hususta hükmünü vermesini kitleden istedim; daima artan bir heyecanla, bütün maddeler ittifakla kabul edildi. Daima ittifakla...

Son nokta kümenin kalbine ulaştırıldığı vakit artık karşımda yeni bir inanca, yeni bir imana, yeni bir iradeye malik insanlar vardı.

Dört saatin sonunda, salon boşalmaya başladı. Ağır ağır akan bir ırmak gibi, yığılı halk kümesi de kapıya doğru akıyordu. Bütün bu insanlar sıkışarak, itişerek gidiyorlardı. O vakit hissettim ki, bu hareketin prensipleri uzaklara, Alman halkının arasına yayılacak ve asla kaybolmayacaktı.

Artık bir kor yanmıştı. Onun yakıcı alevinde, bir gün Alman Ziğfirdine hürriyeti, Alman milletine hayat verecek kılıç dövülecekti.

Gözlerimin önünde kalkınma başlıyordu. Aynı zamanda intikam meleği de 2 Ekim 1918 ihanetine karşı kalkıyordu. Salon yavaş yavaş boşaldı. Hareket ceryanını takip etti."

Muhtelif ihtilâlleri verimleriyle buraya nakletmiş bulunuyoruz. Bunlar hakkındaki düşünüş ve görüşlerimizi ihtilâllerin kritikleri bölümünde ileri süreceğiz. şimdi, bunları aynen nakletmekle ansiklopedilerin verdikleri tarifleri görülür bir hâle getirmek istedik.

*

Meyer Lexikon bize bir de saray ihtilâlinden bahsediyor. Bu da bir hanedanın yahut hükümdarlık yapmakta olan hanedan mensuplarından birinin zorla düşürülmesi ve yerine diğer bir hanedan veya ferdin getirilmesidir.

Misâl:

Osmanlı tarihinde, I. İbrahim'in tahttan indirilmesi, hapis ve nihayet katledilmesidir. Birinci Abdülaziz'in tahttan indirilmesi ve intiharı, V. Murat'ın tahttan indirilmesi ve II. Abdülhamit'in aynı sonuca uğrayarak hapsi gibi.

İngiliz tarihinde I. Şarl'ın tahttan atılarak idamı gibi.

Bunları, bir ihtilâl neticesinde devlet şekli cumhuriyete inkılâp ederken, bütün hükümdar hanedanının iskatı veya idamıyla karıştırmamalıdır.

Misâl:

Fransız tarihinde, XVI. Louis'in önce iskatı, hapis ve sonra muhakeme edilerek idamı ve krallığın kaldırılması, Rusya'da Romanoflar hanedanının tamamen imhası. Türk ihtilâlinde Osmanlı hanedanının memleket dışına çıkarılması gibi.

Bunlar arasındaki fark şu suretle hulâsa edebilir: Saray ihtilâlinde değişen hanedan veya şahıstır.

Rejim değişkiliğinde hükümdarlık müessesi ortadan kaldırılıyor demektir.

Fransız ansiklopedisine gelince

"İhtilâller kendiliklerinden doğarlar. Bu doğuma, genel hâlde bulunan genel sebeplere eklenen olaylar yol açar. Bunları, umumi sebeplere yahut münhasıran hadiselere maletmek düpedüz bir görüş olur."

Fransız Ansiklopedisi'ne göre "Fransız İhtilâli eski rejimle, eski idare sistemiyle kendisini anlatabilir. Onu eski rejim doğurmuş... Ona eski rejim sebep olmuştur. Yine bu ansiklopediye göre gebe hâlde bulunan bir ihtilâle, genel sebepler mi, yoksa bir çıbanı delen diken veya iğne gibi, olaylar mı meydan verir? Bu biçim bir incelemeye girişmek çok zordur. Yani Fransız İhtilâli'nin patlak vermesine bilinen olaylar sebep olmasaydı; buna başka olaylar mutlaka sebep olacaktı, denmek isteniyor.

Mesela XVI. Louis, firara teşebbüs etmeseydi; düşmanlarla muhaberede bulunmasaydı, krallık kaldırılmayacak, XVI. Louis'in başı giyotin altında koparılmayacak ve bilhassa Cumhuriyet ilan edilmeyecekti; denemez. Genel sebeplerle gebe hâlde bulunan ihtilâle, başka olaylar etkili olacak ve Cumhuriyet yine mutlakıyetin yerini alacaktı.

Burada ayrıca işaret edilmek istenilen nokta, benim anladığıma göre ihtilâllerde bir nevi determinizmin hâkim olmasıdır. (1)

Son çıkan Fransız ansiklopedisine göre

"İhtilâl, bir millet içinde, yeni bir idarenin, yeni bir düzenin ve yeni kurumların, eskilerin yerini almasıdır.

İhtilâl bazen kanuna dokunmaksızın yalnız devletin şeklini değiştirebilir; yani sadece siyasal olabilir. 1848 İhtilâli gibi. Bu ihtilâl eğitimi, genel seçimi zorunlu kıldı, eski deyimle (Reyiâm). Fakat sosyal meselelere ilişmedi."

İngiliz Ansiklopedisi

Bu eser ihtilâli şöyle anlatıyor: "İhtilâl, halkın elbirliği ile az çok sert ve şiddetli olarak, memleketin ve hükümetin iç teşkilâtını değiştirmesi ve bozmasıdır." (2)

Ansiklopedilerin sentezi ve kritiği

Gözden geçirdiğimiz ansiklopediler, ihtilâli, siyasal ve sosyal bakımlardan mütalâa etmektedirler. Açıkça ekonomik meselelerden bahsetmiyorlar. Bence bu bir noksandır. Belki kapalı bir tarzda bir şeyler söylüyorlar. Bunlardan zoraki bir şeyler çıkarmak mümkün ise de bu yine bir eksikliktir. Açıkça bahsetmeli idiler. Şimdiye kadar yaptığımız etütlerden çıkarılabilecek netice şudur:

1. İhtilâlin tarifidir. Hemen bütün ansiklopediler (La Grande Ansyclopedie-müstesna) bunda birleşiyorlar: Eski toplum düzeninin yerini, yeni bir toplum düzeninin alması. Ve bu işin kuvvetle başarılması.

Bu ihtilâli mutlaka kuvvetle başarmanın zaruri bir şart olmadığını da kendi tarif ve tahlillerimizde göreceğiz. Ve bu tariflerin eksik olduklarını da anlayacağız.

2. İhtilâllerin tasnifidir.

Meyer Lexikon, ihtilâlleri şöyle böyle bir tasnife tabi tutmuştur. Fakat siyasal ve sosyal ihtilâli diğerleri gibi karıştırmış, hele ekonomiye hiç yer vermemiştir. Nitekim yeni Fransız ansiklopedisi de 1948 İhtilâli'nde eğitimin mecburiyeti prensibini, siyasal kabul ediyor ki, bu sosyal bir harekettir.

Bütün bu ansiklopedik etütlerimizden aldığımız verim: İhtilâller kuvvetle başarılır. Politik ve sosyal olurlar.

Bundan ibarettir.

Yalnız ansiklopedi Britannica ve Stat Lexicon, ihtilâli genel olarak tanımlamışlar ve fakat sınıflamaya ya cesaret edememiş, yahut ihmal etmişlerdir.

Sorumuzu tekrarlayabiliriz:

İhtilâl nedir?

Bence, tam ve olgun anlamıyla ihtilâl; mevcut bir politik, sosyal ve ekonomik düzenin yerine; yine politik, sosyal ve özellikle ekonomik, yeni ve ileri bir düzeni zorla ve çoğu zaman silah gücüyle başaran harekettir.

İhtilâl sadece politik ise, buna tam bir ihtilâl diyemeyiz.

1905 Rus İhtilâli (Duma) (1)

1908 Osmanlı İhtilâli Anayasa'nın uygulanması hareketini bu türden ihtilâllere örnek olarak gösterebiliriz.

Bunların her ikisi de sosyal ve ekonomik düzene ilişmediler ve onları oldukları gibi bıraktılar. Bu sebepten millet hesabına aşağı yukarı büyük bir şey yapılmamış oldu.

İhtilâl sadece politik ve sosyal ise, yine tam ve eksiksiz bir ihtilâl söz konusu değildir.

1848'de genel seçimi ve eğitimi mecburi kılan Fransız İhtilâli buna bir örnektir.

İhtilâl, tam ve eksiksiz anlamıyla hükmünü yürütebilmek için dört unsuru kavramalıdır.. Politik, sosyal ve özellikle ekonomik alana girmeli ve ileri bir rejim kurmalıdır. Böylece, eskiliğin yerini, yeni bir düzen ve kuruluş almalıdır.

1789 Fransız İhtilâli'ni,

1917 Rus Sosyalist İhtilâli'ni,

1919'da başlayan Atatürk İhtilâli'ni, tam ve eksiksiz ihtilâllerin örnekleri diye hatırlayabiliriz. Çünkü bunlar düzeni baştan başa değiştirdiler ve ileriye götürdüler.

Bunlar, başka başka mahiyette olmakla beraber toplumun durumunu; sadece politik ve sosyal bakımlardan değil; aynı zamanda ekonomik açıdan da kavramış ve eski düzeni yıkarak yerine yenisini ve daha ilerisini kurmuşlardır.

Zorla, silah gücü ile başarılan herhangi bir harekete ihtilâl demek; konuya düzeyden ve üstünkörü bakmak olur. Çünkü ortada, ihtilâlin sözünü ettiğimiz üç unsurda kökten bir değişme yoksa, burada ihtilâl değil, sadece bir post kavgası söz konusudur. Hatırımızda kalmaya değer ki, zor ve silah gücü, herhangi bir ihtilâlin unsurları değil, fakat çoğu zaman ihtilâllerin başarılması için zorunlu araçlardır. Böyle bir araca başvurmaksızın ihtilâlin ana unsurları saydığımız şeylerde kesin bir değişiklik yapılmış ise ihtilâl vardır. Ve muvaffak olmuştur.

Mesela:

1876 Mithat Paşa Kanunu Esasisi ve bunun neticesi olarak 1878'e kadar süren Osmanlı parlamento rejimi politik bir ihtilâl sayılır. Fakat bu, rejimi kurmak için zora ve silaha başvurulmamıştır. Bunun aksi olarak 1908 Osmanlı İhtilâli zorla ve silah gücüyle başarılmıştır. (1)

İhtilâlin belli başlı ayırmaçlarından birisi de, eskiliğin yerine ileri bir yenilik getirmesidir. Zorla ve silah gücüyle yahut zorsuz ve silahsız başarılan bir iş gerileme ise, bu bir ihtilâl değil, bir kaytaklıktır. Eski deyimiyle bir irticadır.

- Eskilik ve yenilik nedir?

- Eskiliği ve yeniliği ayırt eden ölçü nedir? Bunu biraz da estetiğin yardımıyla halledeceğiz.

Yenilik, eskiliğe nispetle güzeldir. Ve eskilik yeniliğe nispetle çirkindir. Yenilik, iyilik; eskilik ise kötülüktür.

Güzel, çirkin; iyi ve kötü nedir?

Nasıl anlatayım?

Muma nispetle gaz lambası, gaz lambasına nispetle hava gazı ve hava gazına nispetle elektrik bir yeniliktir. Eskilere nispetle yeniler, birer güzellik ve iyiliktirler. İhtilâl öyle bir iyiliktir ki, millet yeni haliyle eskisine nazaran gerek maddi ve gerek manevi, daha iyi bir duruma girer.

Politik, sosyal, ekonomik yenilikleri de bunlara kıyas edebilir ve bir sonuca varabiliriz.

Bunları kim ayırt edecek?

İhtilâlin yapıldığı çağın sağduyusu ayırt eder. Her çağa özgü bir sağduyu vardır ve bu o çağın ortak uygarlığına bağlıdır.

Politik bakımdan ihtilâl veya ilerleme; ulusu, elden geldiği, mümkün olduğu kadar egemen kılmaktır. Egemenlik ulusundur, prensibini varabileceği mutlak sınıra ulaştırmaktır. Mesela: İsveç Anayasası bu bakımdan en ileri bir eserdir. İngiltere, Fransa, Türkiye Anayasaları bundan geridirler. İsviçreliler için bizlere doğru gelmek bir kaytaklık (irtica) olur. Fakat bizlerin onların anayasasına gitmemiz politik bakımdan bir ihtilâldir. Çünkü, İsviçre'de ulus egemenliği bizlerden ileridir. Onlarda, büyük işlerde, son söz millet meclisinin değildir. Referandum veya insiyatif usulü ile milletindir (1).

Fakat bizlerin mutlakıyete, hilâfete dönmemiz bir geriliktir.

Ekonomik ve sosyal alanlara gelince: Eskiliğin yerini alan yeni, sosyal ve ekonomik kurumlar, manevi ve maddi bakımdan milletin refah ve saadetini her ne kadar yükseltmiş ise o kadar ileridir. Mevcuda nispetle daha fena bir duruma koymuş ise geridir. Gerileme vardır. Ekonomik ve sosyal kaytaklık vardır.

İhtilâllerin gayesi milletin her yönden ilerlemesi, daha güzele, daha iyiye doğru gitmesidir. Bunun aksi, ya post kavgası ya kaytaklıktır, irticadır.

Bir millet geri gidebilir mi?

Milletin kaytaklık hakkı var mıdır?

Egemenlik haklarına dayanarak bir milletin gerileme, geri gitme hakkı yoktur.

Çünkü geriler, ilerilere nispetle birer kötülüktürler. Hayat gerilerde değil, ilerlerdedir.

Hayat kötülüklerde değil, ilerilerde, iyiliklerdedir. Gerilerde ölüm vardır. Bir millet öleceğim diyemez. Yaşama ve yaşatma ilerilerdedir. Bir milletin yaşama ve yaşatma hakkı vardır. Bir millet yaşayacağım diyebilir.

Yaşayacağım! Evet...

Öleceğim! Asla...

Efendi olacağım! Evet...

Köle olacağım! Asla.

Bir örnekcik:

Sultanlık, hilâfet, krallık, imparatorluk kurumları, hatta bunlar meşruti olsalar bile, Cumhuriyet'ten geridirler.

Bunların meşrutilerinde bile, millet hâkimiyeti, kayıtlı ve şartlıdır. Hükümdar, ulus egemenliğinde ortaktır.

Osmanlı "Kanuni Esasisi"

İngiliz şartları (Magna Charta)

Japon Anayasası;

Bu sırada sayılabilecek vesikalardır.

Hatta meşruti bir krallık olan Belçika'da bile durum bunlardan daha fazla mutlu değildir.

İleri sürdüğümüz teze göre Cumhuriyet'ten hilâfete, saltanata, krallığa inmek şöyle dursun, meşrutiyete bile dönmek, bir milletin hakkı olamaz. Çünkü böyle bir durumda millet, kendi egemenliğinden kısmen olsun feragat etmektedir.

Amaç, egemenlikten kısmen feragat değil, egemenliği her yönden tamamen elde etmektir. Biz Cumhuriyeti bile bunların ilerisidir diye benimsemiş bulnuyoruz. Eğer insan haklarını ve ulus egemenliğini Cumhuriyet'ten fazla gerçekleştiren bir rejim keşfedilecek olursa bizim onu kabule hazır olduğumuza şüphe yoktur.

Hatırlarda kalmaya değer ki, modern demokratik anlayışa göre halk iradesi, ulus egemenliği bölünemez (1), egemenliğini kısmen veya tamamen kaybeden milletler hürriyetlerinden vazgeçmişler demektir. Halbuki modern anlayışa göre insanlar hürriyetlerinden tamamen değil, kısmen bile vazgeçemezler.

Bir ferdin, bir milletin "ben hür olmayacağım, esir olacağım" demek hakkı yoktur.

Bir ferdin, bir milletin yalnız ve ancak "ben hür olacağım" demek hakkı vardır.

Akla şöyle bir soru gelebilir:

İnsanlar ve milletler kendilerine ait olan hakları istedikleri gibi kullanamazlar mı?

Kullanırlar, fakat bu kullanma bir şartla mümkündür. İleriye, yükselmeye ve yaşamaya doğru...

Bu haklar geriye doğru.. ölüme doğru asla kullanılamaz.

Hem bir neslin, gelecek nesiller üzerinde kötülüğe doğru tasarruf hakkı nasıl kabul edilebilir? Bir nesil, gelecek nesiller üzerinde fenalığa doğru nasıl hükmedebilir? Nasıl olur da bir nesil, gelecek nesillere bir esaret mirası bırakabilir?

*

Buraya kadar ihtilâlin unsurlarını inceledik. Şimdi de ihtilâlleri başarılı kılan sebepler üzerinde durabiliriz:

Zekâ ve bilgi, taktik, feragat, ölümden korkmamak bir ihtilâlin unsurlarından olmamakla beraber, onu başarılı kılan belli başlı hatta biricik âmillerdir.

İhtilâllerde başarı, zekâ ve bilgi ile eş olarak yürür. Tarih diyor ki: Büyük şeflerin eserleri de büyüktür. İhtilâllerin genişliği ve kavrayışı şeflerin kafalarının dışa yansımasıdır.. 1919 Türk İhtilâli, Atatürk'ün kafasının bir fotografisinden başka bir şey değildir. O, modern milletler karşısında, bin yıl geri kalmış bir ulusu, bir hamlede bin yıl ileri götüren bir zekâ ve bir bilgi idi.

Bin yıl diyorum. Bu bir hayal değil, hayalleri geçip aşan bir hakikattir.

Eğer, bir milletin durumunu müesseseleriyle ölçmek isabetli bir şey ise -ki bunda bence şüphe yoktur- Atatürk İhtilâli, patlak verdiği gün müesseselerimiz 14 asır önce ortaya konulmuş olan şeriat kuralları idi. Bugün modern milletlerin karşısında, Mustafa Kemal'in eliyle kurulan yepyeni bir devlet rejimi içinde, en modern kurumlarla donatılmış olarak çıkmış bulunuyoruz.

Ve, biz varız! diyoruz.

Bu sesi, herkes ve bütün dünya saygıyla dinliyor.

İşte ihtilâlde zekâ ve bilginin payı.

*

Max Beer'in Sosyalist Meslekler Tarihi'nde verdiği malûmata göre Spartacus İhtilâli'nin dev gibi Roma İmparatorluğu'nu yerlerin dibine geçirmesine, esir dünyayı hür kılmasına ramak kalmıştı. Şeflerin idaresizliği, bu muzaffer ihtilâli Roma kapıları önünde yerlere serdi.

*

Sahibüzzibh hareketi adını taşıyan ihtilâl Abbasiler saltanatının altını üstüne getirmek üzere idi. Cürci Zeydan'ın verdiği bilgiye göre yalnız Irak'ta, bu yolda, iki milyon adam öldürüldü. Fakat şefin idaresizliği, davanın sonunu bir hiçle bitirdi. Kendi kafasını kaybetti. Hem de kendi adamlarının eliyle.

Kerenski'nin 1914 Dünya Savaşı sonlarında yaratmak istediği Rus Burjuva Cumhuriyeti Lenin'in dehası karşısında, güneş altında eriyen bir buz parçası gibi su hâline geldi ve döküldü gitti.

Atatürk yalnız iç muarızlarla uğraşmadı, ona karşı bütün bir dünya ayaklandı.

"Dur ve teslim ol!" dedi.

O durmadı. Yılmadı. Ve bu günü yarattı.

Atatürk, işleri nasıl başardığını soranlara her vakit şu karşılığı verirdi:

"İşleri başarmak için en büyük hazine ve kuvvet Türk milleti idi. Olamaz diyenler, hazineyi görmüyorlar ve milletimizi tanımıyor, anlayamıyorlardı."

Mesela:

Sivas Kongresi'nde, Kara Vasıf kendi ve arkadaşları namına şöyle diyordu:

"Düşmanlarımız diritnot yapıyorlar, biz yelkenli gemi bile yapamıyoruz. Onların tankları var, bizim ise kırık dökük kağnılarımız var. Onların orduları var, bizim derme çatma çetelerden başka bir şeyimiz yok. Milyonlarca lira borcumuz var. Her yıl bunun anasını değil, faizini bile ödeyemeyecek kadar fakiriz. Bu şartlar içinde bize düşmanlarımız bağımsızlığınızı tanıyoruz deseler bile biz kabul etmemeliyiz. Manda istemeliyiz" diyordu (1).

Diğer taraftan Halide Edip işi gücü bırakmış, boyuna Atatürk'e mektup yazıyor, Amerika mandasını tavsiye ediyordu (2).

Feragat ve ölümden korkmamak. Tarihin verimlerine göre zekâ ve bilgi feragatle beraber olunca ihtilâllerin zafer sürati şimşekleşiyor. Hiçbir şey onlara karşı koyamıyor. Mesafenin, zamanın anlamı kalmıyor. Einstein'ın yeni teorileri burada canlanıyor. Asırlar yıl, yıllar ay, aylar gün, günler dakika hâlini alıyor. Türk ve Rus İhtilâllerinde olduğu gibi. Atatürk'ün medeniyet dünyası önünde, bin yıl geri kalmış bir milleti, Türk milletini bir hamlede bin yıl ileri götürmesinin sebepleri içinde onun büyük feragatini anmak gerekir. O, aç kaldı. Ölüme mahkûm oldu. Fakat milletini düşündü. Yalnız milletini, açlığı ve ölümü değil.

Fransız İhtilâli'nin bir iki defa sürçmesine sebep, bence feragatin ihmalidir. Bir kısım ihtilâlcilerin cep doldurma hastalığına tutulmalarıdır (3).

Yeri gelmişken tarihin büyük ihtilâlcilerinden bazı feragat örnekleri anabiliriz.

İsa'yı ele alıyorum

Bu adamı, bir din hareketinin peygamberi olarak değil, din perdesi ardında başardığı büyük bir ihtilâlin şefi olarak mütalea ettiğimiz zaman ne görüyoruz?

Hep ve daima feragatin ve ölümden korkmamamın son aşamalarını.

İsa ihtilâl bayrağını açarken şöyle bağırmıştı: "Ey hahamlar! Siz dul kadınların, öksüz çocukların kefen soyguncularısınız!"

İsa işe böyle başladı.

Max Beer'e göre: O, pek ilkel şekilde de olsa bir sosyalist idi. Sosyalist ihtilâli yapmak istiyordu. Sonra onu ölümle korkutmak istediler. Korkmadı. Başına kızgın demirden dikenli bir taç geçirdiler. Çarmıha çıkardılar, ellerinden, ayaklarından ve göğsünden çivilediler. Orada can verdi. Fakat bu feragatin, bu ölümden korkmamamın sonu ne oldu? Bugün insanlığın yarısı o çarmıhın altında toplanıyor. Vicdanını çarmıhta gerili adamın önünde, diz üstünde süslemeye, ona sükûn vermeye çalışıyor!

Size biraz da Muhammed'den bahsetmeliyim

Muhammed işe başladığı gün, Arabın en zengin kadınlarından birisiyle evli bulunuyordu. Bu Hatice idi. Bütün servetlerini davaları yolunda harcadılar. Muhtaç hâle düştüler. Muhammed'e reva görülmedik işkence ve hakaret kalmadı. Kâbe'de namaz kılarken kafasına deve işkembesi geçirildi. Secdeden başını kaldırmadı. Kızı Fatime geldi, üstünü başını temizledi, evlerine götürdü. Onu imana geleceğiz diye Taifliler davet ettiler. Taif'e girerken, taşlarla karşıladılar. Yara bere içinde kaldı. Ölüyordu. Soluk soluğa akrabalarından birinin bağına sığındı. Ona biraz su getirdiler. Akrabaları müşrik olduğundan o hâlinde bile onlardan su almadı. O haliyle akrabalarının kölesini Müslüman yapmakla uğraştı ve muvaffak oldu. Hür olan köleyle beraber yola çıktı. Mekke'ye vardı. Bu defa mekkeliler onu şehre kabul etmediler. Nihayet bir adam çıktı. Onun kefaletiyle şehirde barınabildi. Fakat davasını yürütmekten bir an geri kalmadı. Öz amcası Ebuleheb onu nerede görse bağırır ve "Ey ahali! Biraderimin oğlunun sözlerine kanmayınız, o bir yalancıdır!" diye tahkir eder, tahkir ettirirdi. Sokaklarda yeğeni Muhammed'i yuhalara tutturur, herkesin başına geçerek onu taşlar ve taşlatırdı.

O kadar ki, bir gün Muhammed'i öldürmeye ve öldürtmeye karar verdi.

Muhammed bin bir güçlük içinde Medine'ye kaçtı. Davasından dönmedi. Dava ilerliyor ve kazanıyordu. Ona binbir suikastler tertip olundu. Hepsini atlattı.

Bütün yakın akrabalarını dava uğrunda şehit verdi. Hayber Savaşı'nda amcasının oğlu Ali bulunmamıştı; gözlerinden rahatsız yatıyordu. Fakat yatağında duramadı. Muhammed'e savaş meydanında katıldı. Savaşa çıktığı zaman, Muhammed "Yarabbi! Akrabamdan kimse kalmadı. Hepsini senin yolunda feda ettim.. Ali'yi de alacaksan, beni de al!" diye yalvardı ve ağladı. Feragatin derecesi görülüyor mu?

Büyük feragatin sonu ne oldu?

Muhammed hayata gözlerini yumduktan on yıl geçmeden kralların taçları, tahtları çöl Araplarının ayakları altında çiğneniyordu.. "Vakkas oğlu Sa'd"ın kumandasındaki 30.000 kişilik çöl Araplarına İran kapılarını açmış, dünya haritasından silinmiş, koskoca İran, bir Arap eyaleti hâline gelmiş, Arap davası Türkistan sınırlarına dayanmıştı.

Firdevsî Şehname'sinde istediği kadar hilkatin yüzüne tüküredursun. Ve çölde kendini çekirgeyle besleyen baldırı çıplak Arap'a, iran'ı çiğnettik diye feryat ededursun.

Feragat'e, inançla yürüyen Arap'ın önüne, inansız, feragatsiz taclı İran çıkamaz, ona karşı koyamazdı.

Taçlar ve tahtlar, çekirge ile beslenen, feragatli, inanlı yalın ayaklıların önünde eğilmeye mahkûmdur.

O kadar ki, hicretin yüzüncü yılında Araplar İspanya içerlerine, Afrika'nın kuzeyine, İstanbul kapılarına kadar dayandılar. İstanbul muhasarasında vefat eden Muhammed'in ihtiyar arkadaşlarından Ebaeyyubülensari, vefatından evvel şöyle bir vasiyette bulundu:

"Ölüyorum, ölünce cesedimi bir tahta üzerine uzatın ve onunla surlara hücum edin!"

Koca idealist yalnız dirisini değil, ölüsünü bile büyük davaya adamıştı.

Araplar İspanya'yı da aşarak Puatya önlerinde, Paris'in yanı başında göründüler. Abdurrahman Gafiki şehit düşmeseydi Arap bayrakları Paris burçlarında esecekti.

Ebubekir, İslâm'ın birinci halifesi Arap'ın milyonerlerinden biri idi. Bütün servetini davası uğruna sarfetti. Ölürken kızı Ayşe'yi çağırdı ve şunları söyledi: "Bir hırkam, bir devem, bir de kölem var. Ben ölünce yerime geçecek adama bunları teslim et, çünkü bunları beytu'maldan almıştım benim değildir" diye gözlerini bu dünyaya kapadı.

Ömer, İslâm'ın ikinci halifesi, zengin değildi. Fakat borçlu öldü, "Ebu'lülü" adında biri tarafından vuruldu. Ömer bir gün karısının üzerinde yeni bir entari görmüş, nasıl tedarik ettiğini sormuş. Karısı beytulmal'dan her gün kendilerine yemek için gönderilen nafakadan artırdığı para ile aldığını söylemiş.

Ömer, "Ya!" demiş, "Madem ki, artırabeliyorsun şu hâlde bize, beytulmal, ihtiyacımızdan fazla erzak veriyor. Öyleyse entari bizim hakkımız değildir." Entariyi çıkartmış ve doğruca hazineye vermiş.

Size bir de, müsaade ederseniz, Emevilerden Aziz oğlu Ömer'e ait bir anekdotu nakledeyim; halife tahta çıktığı gün, karısı sevinerek tebrike koşmuş. Bu kadın da Emevi prenseslerden biri. Ömer, derhal "Sevinme!" demiş. Karısı niçin deyince, "Çünkü ilk iş olarak üzerindeki elmasları, pırlantaları hazineye teslim edeceğim. Zira bunlar senin değil, babalarımızın haksız olarak millet hazinesinden aldıkları paralarla tedarik edilmiştir" cevabını vermiş. Nihayet Ömer'in doğruluğu Emevilerin işine gelmediğinden onu yine akrabaları zehirledi.

Bir gün ölüm döşeğinde yanıp yatarken, kayınbiraderi halifenin ziyaretine gelmiş ve üzerindeki gömleği kirden simsiyah görünce utanmış, kız kardeşine "Yarın yine geleceğim, halifenin üzerinde bu gömleği görürsem seni öldürürüm" diye yemin etmiş. Ertesi gün yine gelmiş ve aynı gömleği halifenin sırtında görünce kızkardeşini öldürmek için yere vurmuş. Kadın feryat ederek, "Bir sözüm var, müsaade et söyleyeyim" demiş. Söylediği şudur, "Halifenin başka gömleği yok, bunu çıkarıp yıkayabileyim!" Halife zehirlenerek kirli bir gömlek içinde son nefesini verdi (1).

Bu feragatlerin sonu ne oldu! Tarihi sarsan, yerinden oynatan, yürüyüşünü değiştiren eser meydandadır. Bilmem ki, bunu izaha lüzum var mı?

Devlet adamları fakir ölmelidirler ki, idare ettikleri milletler zengin ve mesut olsunlar. Devlet adamları cep doldurmaya kalkarlarsa millet, fakir, bahtsız olur, dava da yenilir, çürür.

Çünkü milletin kazanması ve davanın muzaffer olması imkânı kalmaz. Fakirlik içinde ölmek, devlet adamının, hele ihtilâl şeflerinin süsüdür. İhtilâl şefleri, devlet adamları fakirlikle taçlanırlar.

Biraz daha berilere gelelim.

''Cümleye malûm olduğu üzere devleti aliyyemizin bidayeti zühurundan beri ahkâmı celilei Kur'aniye ve kavanini şer'iyeye kemalile riayet olunduğundan saltanatı seniyemizin kuvvet ve mikinet ve bilcümle tab'asının refah ve mamuriyeti rütbei gayete vasıl olmuşken yüz elli sene vardır ki gavaili müteakibe ve esbabı mütenevviaya mebni ne şer'i şerife ve ne kavanini münifeye inkıyat ve imtisal olunmamak hasebile evvelki kuvvet ve mamuriyet bilâkis zaf ve fakra mübeddel olmuş ve halbuki kavanini şer'iye tahtında idare olunmayan memalikin payeder olamayacağı vazıhattan bulunmuş olup cülusü hümayunumuz ruzu firuzundan beri efkârı hayriyet asarı melukânemiz dahi mücerret imarı memalik ve enha ve terfii ehali ve fükara kaziyei nafiasına münhasır ve memaliki devleti aliyemizin mevkii coğrafisine ve arazii münbitesine ve halkın kabiliyet ve istidatlarına nazaran esbabı lazımasına teşebbüs olunduğu halde beş on sene zarfında bitevfiki taâlâ surur matluba hasıl olacağı zahir olmakla avni inayeti hazreti bariye itimat ve imdati ruhaniyeti cenabı peygamberiye tevessül ve istinat birle bundan böyle Devleti âliye ve memaliki mahrusamızın hüsün idaresi zımmında bazı kavanini cedide vaz ve tesisi lâzım ve mühim görünerek işbu kavanini muktaziyenin mevadı esasiyesi dahi emniyeti can ve mahfuziyeti ırz ve namus ve mal ve tayini vergi ve asakiri muktaziyenin sureti celp ve müddeti istihdamı kaziyelerinden ibaret olup şöyle ki dünyada candan ve ırz ve namusdan eaz bir şey olmadığından bir adem anları tehlikede gördükçe hılkati zatiye ve cibilleti fıtriyesinde ihyanete meyli olmasa bile muhafazai can ve namusu için elbette bazı suretlere teşebbüs edeceği ve bu dahi devlet ve memlekete muzir olageldiği müsellem olduğu misüllu bilâkis can ve namusundan emin olduğu halde dahi sıdkı istikametten ayrılmayacağı ve işi gücü hemen devlet ve milletine hüsnü hizmetten ibaret olacağı dahi bedihi ve zahirdir ve emniyeti mal kaziyesinin fıkdanı halinde ise herkes ne devlet ve ne milletine ısınamayup ve ne imarı mülke bakamayup daima endişe ve ızdırabdan hali olamadığı misüllu aksi takdirinde yani emval ve melâkin de emniyeti kâmilesi olduğu halde dahi kendi işile ve tevsii dairei taayyüşile uğraşup ve kendisinde gün be gün Devlet ve Millet gayreti ve vatan muhabbeti artup ona göre hüsnü harekete çalışacağı şüpheden azadedir ve tayini vergi maddesi dahi çünkü bir devlet muhafaza'i memaliki için elbette asker ve leşkere ve sair masarifı muktaziyeye muhtaç olarak bu ise akçe ile idare olunacağına ve akçe dahi tab'anın vergisile hasıl olacağına binaen bunun dahi bir hüsün suretine bakılmak ehem olup eğerçe mukaddemlerde varidat zan olunmuş olan yedi vahit beliyesiden lehülmad memaliki mahrusamız ahalisi bundan evvelce kurtulmuş ise de alatı tahribiyeden olup hiçbir vakitte semerei nafiası görülemeyen iltizamat usül muzırresi elyevm cari olarak bu ise bir memleketin mesalihi siyasiye ve umuru maliyesini bir ademin yedi ihtiyarına ve belki pençei cebrü kahrıne teslim demek olarak oldahi eğer zaten bir eyice adam değil ise hemen kendi çıkarına bakıp cemii harekât ve sekenatı gadr ve zulumdan ibaret olmasile badezin ahali'i memalikten her ferdin emlâk ve kudretine göre vergiyi münasip tayin olunarak kimseden ziyadesi alınamaması ve devleti âliyemizin berren ve bahren masarifı askeriye ve sairesi dahi kavaninı icabiye ile tahdit ve tebyin olunup ona göre icra olunması lazımadandır asker maddesi dahi her minvali muharrer mevadı mühimmeden olarak egerce muhafazai vatan için asker vermek ahalinin farızai zimmeti ise şimdiye kadar cari olduğu veçhile bir memleketin adedi nüfusu mevcudesine bakılmayarak kiminden rütbei' tahammülünden ziyade ve kiminden noksan asker istenilmek hem nizamsızlığı ve hem ziraat ve ticaret mevadı nafiasının ihlâlini mucip olduğu misüllü askerliğe gelenlerin ilanihayetül ömür istihdamları dahi füturu ve kat'ı tenasülü müstelzim olmakta olmasile her memleketten lüzumu takdirinde talep olunacak neferatı askeriye için bazı usülü hasene ve dört veyahut beş sene müddet istihdam zımnında dahi bir tarikı münavebe vaz ve tesis olunması icabı haldendir velhasıl bu kavanini nizamiye nasıl olmadıkça tahsili kuvvet ve mamuriyet ve asayişv e istirahat mümkün olmayup cümlesinin esası dahi mevadı meşruhada ibaret olduğundan fimabaid eshabı cünhanın davaları kavanini şer'iye iktizasınca alenen berveçhi tetkik görülüp hüküm olunmadıkça hiç kimse hakkında hafi ve celi idam ve tesmim muamelesi icrası cazi olmamak ve hiç kimse tarafından diğerinin ırz ve namusuna tasullut vukubulmamak ve herkes emval ve emlâkine kemali serbestiyetle malik ve mutasarrıf olarak ana bir taraftan müdahale olunmamak ve tab'ai saltanatı seniyemizden olan ehli islâm ve milili saire bu müsaadatı şahanemize bilâistisna mazhar olmak üzere can ve ırz ve namus ve mal maddelerinde hükmü şer'i iktizasınca kâffei memaliki mahrusamız ahalisine tarafı şahanemizden emniyeti kâmile verilmiş ve diğer hususlara dahi ittifakı ara ile karar verilmesi lâzım gelmiş olmakla meclisi ahkâmüladliye azası daha lüzumu mertebe teksir olunarak ve vükelâ ve ricali devleti âliyemiz dahi bazı tayin olunacak eyyamda orada içtima ederek ve cümlesi efkâr ve müteleatını hiç çekinmeyüp serbestçe söyleyerek işbu emniyeti can ve mal tayini vergi hususlarına dair kavanini muktaziye bir taraftan kararlaştırılup ve tanzimatı askeriye maddesi dahi babı ser askeri darı şurasında söyleşilüp her bir kanun kararkir oldukça ila maşallahü taâlâ düstürülamel tutulmak üzere balas hattı himayunumuz ile tasdik ve tevşih olunmak için tarafı hümayunumuza arz olunsun.

Ve işbu kavanini şeriye mücerret din ve devlet ve mülki ve milleti ihya için vaz olunacak olduğundan canibi hümayunumuzdan hilâfına hareket vuku bulmayacağına ahdı misak olunup hırka'i şerife odasında cemi ulema ve vükelâ hazır oldukları halde kassemi billah dahi olunarak ulema ve vükelâ dahi tahlif olunacağından ona göre ulema ve vüzeradan velhasıl her kim olursa olsun kavanini şer'iyeye muhalif hareket edenlerin kabahatı sabitelerine göre te'dibatı layikalarının hiç rütbeye ve hatıra ve gönüle bakılmayarak icrası zımmında mahsusen ceza kanunnamesi dahi tanzim ettirilsin ve cümle memurinin elhaletü hazihi miktarı vafi maaşları olarak şayet henüz olmayanları var ise onlar dahi tanzim olunacağından şer'an menfur olup harabiyeti mülkün sebebi azami olan rüşvet maddei kerihesinin fima baid ademi vukuu maddesinin dahi bir kanunu kavi ile tekidine bakılsın ve keyfiyetı meşruha usülü atikayı bütün bütün tağyir ve tecdit demek olacağından işbu iradei şahanemize Dersaadetv e bilcümle memaliki mahrusamız ahalisine ilân ve işaa olunacağı misüllü düveli mütehabe dahi bu usülün inşallahü taâlâ ilelebet bakasına şahit olmak üzere dersaatemizde mukim bilcümle süferaya dahi resmen bildirilsün hemen rabbimiz taâlâ hazretleri cümlemizi muvaffak buyursun ve bu kavanini müessesesinin hilâfına hareket edenler Allahü taâlâ hazretlerinin lanetine mazhar olsunlar ve ilelebet felâh bulmasunlar amin F.26 Şaban sene 1255.'' (1)

.:Kemalizm Anasayfası:.

.:Kemalizm Anasayfa:.

 
Yukarı