
|
 |

|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Cumhuriyetin İlanı |
 |
 |
 |
25 Ekim 1923
günü gelişen bir kabine bunalımı, Büyük Millet Meclisi’nde çalışma
güçlüğünü ortaya çıkardı. 28 Ekim 1923 günü akşamına kadar kabine
kurulamaması üzerine, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Çankaya köşkünde yemek sırasında
arkadaşlarına; “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” diyerek görüşünü açıkladı.
29 Ekim günü Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması
konusunda tartışıldı. Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan
düşüncelerini açıklaması istendi. Mustafa Kemal Paşa, bunalımdan çıkış yolunu
Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyetin ilanını
hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu. Grupta cereyan eden uzun müzakereler
sonunda, Cumhuriyetin ilanı kabul edildi. Parti Grubu’ndan sonra, Meclis toplanarak
hazırlanan kanun tasarısını aynen kabul etti. “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri
arasında gece.saat 20.30’da Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanı 1921 tarihli
Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No.’lu Kanunun kabulü ile
olmuştur. Bu kanunla, Anayasanın 1, 2 , 4, 10, 11 ve 12’nci maddeleri önemli
ölçüde değiştirilmiştir. Bu önemli değişiklikler, 29 Ekim günü yapılmış ve
aynı gün, Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa
oybirliğiyle yeni Türk Devletinin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Hilafetin Kaldırılması |
 |
 |
 |
Kanun No:441
Madde1- Halifenin görevine son verilmiştir.Halifelik Hükümet ve Cumhuriyetin anlam ve
kavramı içinde esasen mevcut olduğundan, Hilafet Makamı kaldırılmıştır.
Madde 2- Görevinden alınan Halife ve Osmanlı Saltanatı kökeninden gelen erkek ve
kadın tüm kişiler ve damatlar, Türkiye Cumhuriyeti içinde oturmak hakkından sonsuza
dek yasaklıdırlar.Bu soya bağlı kadınlardan doğmuş kimseler de Osmanlı soyundan
sayılırlar.
Madde 3- İkinci maddede belirtilen kişiler, bu yasanın yayımı tarihinden başlayarak
en geç on gün içinde Türkiye Cumhuriyeti ülkesini terk etmek zorundadırlar.
Madde 4- İkinci maddede belirtilen kişilerin Türk Vatandaşlık sıfatı ve hukuku
kaldırılmıştır.
Madde 5- Bundan böyle, ikinci maddede anılan
kimseler, Türkiye Cumhuriyeti’nde taşınmaz mal elde edinemezler.
Madde 6- İkinci maddede anılan kimselere, yol giderlerine karşılık bir kerelik ve
kazanımlarının değeri ile orantılı olmak üzere hükümetçe uygun bir miktar (para)
ödenecektir.
Madde 7- İkinci maddede anılan kişiler, Türkiye Cumhuriyeti içindeki tüm taşınmaz
mallarını bir yıl içinde Hükümetin bilgisi ve onayı ile, elden çıkarmaya
mecburdurlar. Bu taşınmaz malları elden çıkarmadıklarında bunlar, Hükümet
tarafından satılarak bedelleri kendilerine verilecekti
Madde 8- Osmanlı İmpatorluğu’nda
Padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti içindeki tapulu taşınmaz malları
ulusa geçmiştir.(millileştirilmiştir)
Madde 9- Kaldırılan padişahlık sarayları ve kasırları ile bunların bağlantıları
içinde bulunan eşyalar,takımlar,tablolar,sanatsal yapıtlar ve diğer taşınır mallar
ulusa geçmiştir.
Madde 10- Padişah malları adı altında olup evvelce ulusa devredilen mallar ile
birlikte, kaldırılan padişahlığa ait tüm taşınmaz mallar ve eski hazine
mevcutları ile birlikte saray ve kasırlar ve bağlantıları ve arazileri ulusa
geçmiştir.
Madde 11- Ulusa geçen taşınır ve taşınmaz malların saptanması ve korunması için
bir yönetmelik yapılacaktır.
Madde 12- Bu yasa yayımı tarihinden geçerlidir.
Madde 13- Bu yasa bakanlar kurulu tarafından yürütülür. |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Harf Devrimi |
 |
 |
 |
1 Kasım
1928’de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin özelliklerini belirten
işaretlere de yer vererek) “Türk harfleri” adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul
edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin
alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.

Aslında Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda
düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka şöyle duyurmuştur;
“Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul
ediyoruz.(...) Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette
anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında
olduğunu gösterecektir.” |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Şapka Devrimi |
 |
 |
 |
Atatürk, 23
Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka
göstererek giysi devriminin ilk işaretini verdi. “Biz her nokta-i nazardan medeni
insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır.
Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.”
diyen Atatürk, 27 Ağustos 1925’te de İnebolu’da “Turan kıyafetini araştırıp
ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli
milletimiz için layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin
kabulü gerekliliğini belirtmiştir.
Atatürk’ün uyarması üzerine daha 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu
çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi
olarak halk arasında iyi karşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek
yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı. |
 |

|
|
 |
 |
 |
Şapka
Kanunu
Kanun No. 671: Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun, 28 Teşrinisani (Kasım)
1341(1925):
Madde l - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve mahalliye
ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu
şapkayı giymek mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup
buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.

Madde 2 - İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteber (yürürlükte)dir.

Madde 3 - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve icra Vekilleri Heyeti tarafından
icra olunur. |
 |

|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Kılık Kıyafet Devrimi |
 |
 |
 |
Kanun
No:2596
Madde 1- Herhangi din ve mezhebe mensup
olurlarsa olsunlar ruhanilerin (din görevlilerinin) mabet ve ayinler haricinde ruhani
kisve taşımaları yasaktır. Hükümet her din ve mezhepten münasip göreceği yalnız
bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat
müsadeler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında
yenilenmesi veya başka bir ruhaniye verilmesi caizdir.

Madde 2- Türkiye’de kanuna tevfikan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve
sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüp gibi heyetler ve mektepler mahsus
kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname ve talimatname
ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.

Madde 3- Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin
siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve
levazımını taşımaları yasaktır. |
 |
 |
|
 |
 |
 |
Madde
4- Ecnebi teşekkül mensuplarinin kendi kiyafet, alamet ve levazimlari ile Türkiye’yi
ziyaret etmeleri, Icra Vekilleri Heyeti karariyla tayin olunacak mercilerin müsadesine
baglidir.
Madde 5- Türkiye Devleti nezdinde memur bulunanlarin kiyafetleri beynelmilel mer’i
adetlere tabidir.
Madde 6- Bu kanunun tatbik suretini gösterir bir nizamname yapilir.
Madde 7- Birinci maddenin hükümleri, bu kanunun neşri tarihinden alti ay sonra ve diger
maddelerin hükümleri bu kanunun neşri tarihinden itibaren mer’idir.( geçerlidir.)
Madde 8- Bu kanunun icrasina Icra Vekilleri Heyeti memurdur. |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Saltanatın
Kaldırılması |
 |
 |
 |
Saltanatın
ilgasına dair olan l Kasım 1922 tarihli kanunun metni şudur:
l - Teşkilâtı Esasiye kanunu ile Türkiye halkı, hukuku hâkimiyet ve hükümranisini,
mümessili hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyet maneviyesinde, gayri
kabili terk ve tecezzi ve ferağ olmak üzere temsile ve bilfiil istimale ve iradei
milliyeye istinat etmeyen hiçbir kuvvet ve heyeti tanımamaya karar verdiği cihetle
misak-ı millî hudutlun dahilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka
şekli hükümet tanımaz. Binaenaleyh Türkiye halkı, hükümeti şahsiyeye müstenit
olan İstanbul'daki şeklî hükümeti 16 Mart 1920 tarihinden itibaren ve ebediyen tarihe
müntakil addetmiştir.
2 - Hilafet, Hanedan-ı Âli Osman'a ait olup, halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından bu hanedanın ilmen ve ahlaken erşed ve eslah olanı intihap olunur. Türkiye
devleti, makamı hilafetin istinatgahıdır." |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Güzel
Sanatlar |
 |
 |
 |
Sanat,
kültürü meydana getiren unsurlardan biridir. Atatürk, Türk sanatının
araştırılmasını, Türk toplumuna ve dünyaya tanıtılmasını istiyordu. Bunun için
imkânlar sağladı, yol gösterdi, teşvik etti. Sanatı ve sanatçıyı övücü sözler
söyledi. Bu sözlerinden bazıları şunlardır: "Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil
olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr
olamazsınız." "Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir
vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir." Güzel sanatlar, bir
milletin duygu, düşünce, görgü ve zevkinin bir yansımasıdır. Bu nedenle güzel
sanatlar, bir milletin tanınmasında önemli rol oynar. Sanat, milletleri birbirine
yaklaştıran önemli bir kültürel etkinliktir. Bir milletin güzel sanatlarda ileri
gitmesi, o milletin diğer milletler tarafından kolayca tanınmasını sağlar. Bir
milletin kültür seviyesi, meydana getirdiği sanat eserleri ile ölçülür. Güzel
sanatlara önem veren milletlerin dünya görüşleri de değişir. Güzel sanatlar
alanında eserler veren milletler, diğer milletler karşısında saygınlık kazanırlar.
Bu nedenle sanat alanındaki başarılar, millî kültürün yükselmesinde önemli rol
oynar. Sanatkârlarına önem veren toplumlar her zaman gelişmişler ve
yükselmişlerdir. Sanat ve sanatçıya çok önem veren Atatürk, "Hayatlarını
büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim." diyerek toplumların sanata ve
sanatkârlara önem vermeleri gerektiğini vurgulamıştır. Cumhuriyetin ilk
yıllarından itibaren güzel sanatların bütün dallarında gelişmeye önem verildi.
İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi ile Devlet Resim ve Heykel Müzesi açıldı.
Avrupa'ya resim, heykel ve müzik öğrenimi için öğrenci gönderildi. 1936'da Ankara
Devlet Konservatuvarı kuruldu. Tiyatro için yurt dışından uzmanlar getirildi.
Böylece çağdaş Türk sanatının oluşması sağlandı |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Lakap ve
Ünvanların Kaldırılması |
 |
 |
 |
Kanun No:2590
Madde 1- Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım,
Hanımefendi, ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın
vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.
Madde 2- Sivil rütbe ve nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve
madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler,
yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.
Madde 3- Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere, kara ve havacılarda
müşirlere mareşal, birinci ferik, ferik ve livalara general, denizcilerde, birinci
ferik, ferik ve livalara amiral denir. General ve amirallerin derecelerini gösteren
unvanlarla, deniz müşirleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları
Yüksek Askeri Şura kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.
Madde 4- Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 5- Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur. |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Öğretimin
Birleştirilmesi |
 |
 |
 |
Kanun No :
430
Madde 1- Türkiye’deki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim
Bakanlığı’na bağlıdır.
Madde 2- Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veya özel vakıflar tarafından yönetilen bütün
medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
Madde 3- Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde, okullara ve medreselere ait olan
birikimler, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine devredilecektir.
Madde 4- Milli Eğitim Bakanlığı’nca, yüksek din uzmanları yetiştirmek için,
Üniversitede bir ilahiyat fakültesi açılacak ve imamet ve hatiplik gibi dini
hizmetlerin görülebilmesi için de ayrı okullar açılacaktır.
Madde 5- Bu yasanın yayımı tarihinden başlayarak genel eğitim ve öğretimle görevli
olup, şimdiye keder Milli Savunmaya bağlı olan askeri ortaokul ve liseler ile, sağlık
bakanlığına bağlı olan yetim yurtları bütçeleri ve eğitim
kadroları ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bu ortaokul ve
liselerde bulunan eğitim gruplarının bağlantıları, bundan sonra ait oldukları
bakanlıklar arasında değişiklik suretiyle düzenlenecek ve o zamana kadar orduya
bağlı olan öğretmenler orduya bağlılıklarını sürdüreceklerdir.
Madde 6- Bu yasa yayımı tarihinden geçerlidir.
Madde 7- Bu yasanın yürütülmesinden hükümet sorumludur.
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Soyadı
Kanunu |
 |
 |
 |
21 Haziran
1934’te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından
başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı.
Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç
kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktı. Soyadı kanununun kabulünden sonra 24
Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi
olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını verdi. 1934 yılında çıkarılan
diğer bir kanunla da; “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa” gibi, eski
toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırıldı. Aynı kanunla yurt savunmasında,
Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında,
eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklandı.
Kanun No : 2525
Madde 1- Her Türk, öz adından başka soyadını da taşımaya mecburdur.
Madde 2- Söyleyişte, yazışta, imzada öz ad önde, soy adı sonda kullanılır.
Madde 3- Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi
edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç soy adları kullanılamaz.
Madde 4- Soyadı seçme vazifesi ve hakkı, evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.
Evliliğin feshi ve boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile
babasının seçtiği veya seçeceği adı alır. Koca ölmüş ve karısı evlenmemiş
olursa veyahut koca akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebebiyle vesayet altında
bulunuyor ve evlilik de devam ediyorsa bu hak ve vazife karınındır. Kocanın vefatıyla
karı evlenmiş veya koca evvelki fıkrada zikredilen sebeplerle vesayet altına
alınmış ve evlilik de
zeval bulmuş ise bu hak ve vazife çocuğun baba cihetinden olan kan hısımlarından en
yakın erkeğe ve bunların en yaşlısına, yok ise vasiye aittir.

Madde 5- Mümeyyiz olan reşit, soy adını seçmekte serbesttir. Akıl
hastalığı ve akıl zayıflığı dolayısıyla vesayet altına alınmış olan reşidin
adını babası, yok ise anası, bu da yok ise vasisi seçer.

Madde 6- En büyük mülkiye memurunun vereceği müzekkere üzerine Cumhuriyet
Müddeiumumisi ( savcısı ) , 3 üncü maddedeki memnuiyete ( yasaklamaya ) uygun
olmayarak soyad kullananların bu adı değiştirmelerini ve tarihte ün almış olanlara
ilişik anlatan adların , hilafını iddia ile, kullanılmasını mahkemeden isteyebilir.
Kanunla taayyün eden unvanlar mahfuzdur.

Madde 7- Bu kanunun neşri tarihinden itibaren iki yıl içinde gerek soyadı
olmayanlar ve gerekse soyadlarını değiştirmek isteyenler taşıyacakları adı
hükümetin tayin edeceği şekilde nüfus kütüklerine geçirilmek üzere bildirirler.
Bu iş için verilecek her nevi evrak pul resminden muaftır.

Madde 8- Soyadı seçme işlerinde çıkacak ihtilafları halletmek ve
kendiliklerdinden soyadı seçmeyenlerle anası babası belli olmayan çocuklara ad takmak
ve bir adın kanunun istediği şekle uygun olup olmadığı hakkında karar vermek
salahiyeti ana kütüğün bulunduğu yerin en büyük mülkiye memuruna aittir.

Madde 9- Valiler ve kaymakamlar soyadlarının nüfus kütüklerine ve doğum
kağıtlarına doldurulması işinde diğer devlet dairelerinde münasip gördükleri
memurları , iş bitinceye kadar yardımcı olarak nüfus dairelerinde çalıştırmaya
salahiyetlidirler.

Madde 10- Bu kanunun tayin ettiği müddet geçtikten sonra soyadlarını
değiştirmek isteyenler, Kanunu Medeni’nin bu baştaki hükümlerine tabi olurlar.
Madde 11- Soyadlarını nüfus
kütüğüne ve doğum kağıtlarına yazma işinde ihmali görülen memurlar hakkında
kaymakamlar bir haftalığa , valiler on beş günlüğe kadar maaş kesme cezası
verebilirler. Bu kararlar kati olup ilk ödenecek maaştan kesilir.

Madde 12- Kanunun tayin eylediği zaman içinde soyadını memurlara
bildirmeyenlerden beş liradan on beş liraya kadar ve bu iş için hükümetçe verilecek
vazifede ihmali görülen muhtarlar ve ihtiyar heyetleri azasının her birinden ve
belediyelerce memur edilenlerden on liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır.
Bu cezalar mahalli idare heyetleri kararıyla verilir ve vali veya kaymakamların tasdiki
ile katileşir.

Madde 13- Bu kanunun tatbik yollarını gösteren bir nizamname yapılacaktır.

Madde 14- Bu kanun neşri tarihinden altı ay sonra mer’iyete girecektir.

Madde 15- Bu kanunun hükümlerini yerine getirmeye Dahiliye Vekaleti memurdur.
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Öğretimin
Birleştirilmesi |
 |
 |
 |
Kanun No :
430
Madde 1- Türkiye’deki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim
Bakanlığı’na bağlıdır.
Madde 2- Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veya özel vakıflar tarafından yönetilen bütün
medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
Madde 3- Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde, okullara ve medreselere ait olan
birikimler, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine devredilecektir.
Madde 4- Milli Eğitim Bakanlığı’nca, yüksek din uzmanları yetiştirmek için,
Üniversitede bir ilahiyat fakültesi açılacak ve imamet ve hatiplik gibi dini
hizmetlerin görülebilmesi için de ayrı okullar açılacaktır.
Madde 5- Bu yasanın yayımı tarihinden başlayarak genel eğitim ve öğretimle görevli
olup, şimdiye keder Milli Savunmaya bağlı olan askeri ortaokul ve liseler ile, sağlık
bakanlığına bağlı olan yetim yurtları bütçeleri ve eğitim
kadroları ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bu ortaokul ve
liselerde bulunan eğitim gruplarının bağlantıları, bundan sonra ait oldukları
bakanlıklar arasında değişiklik suretiyle düzenlenecek ve o zamana kadar orduya
bağlı olan öğretmenler orduya bağlılıklarını sürdüreceklerdir.
Madde 6- Bu yasa yayımı tarihinden geçerlidir.
Madde 7- Bu yasanın yürütülmesinden hükümet sorumludur.
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| Tekke ve
Zaviyelerin Kaldırılması |
 |
 |
 |
Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler
zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara sebep olmuştu. Uygar
ve ileri bir millet olma amacını güden toplumumuz için tekke, zaviye, türbe ve
tarikat gibi engeller kaldırılması zorunlu kurumlardı. Atatürk, Kastamonu’da 30
Ağustos 1925’te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin
kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiştir;
“Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey
millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar
memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması
kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün
tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik,
babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber
vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların
kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise
giyilmesini de yasaklamıştır.
Kanun No. 677, Tr: 13 Aralık 1925.
Madde l - Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak
Şeyhinin tasarrufu altında, gerek diğer suretlerle tesis edilmiş bulunan bilumum
tekkeler ve zaviyeler, sahiplerinin diğer şekilde temellük ve tasar ruf haklan baki
kalmak (yani başka maksatlar için kullanılmak) üzere kâmilen kapatılmışlardır.
Bunlardan mevzu usulü dahilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir.
Bilûmum tarikatlarla, Şeyhlik, Dervişlik, Müritlik, Dedelik, Seyitlik, Çelebilik,
Babalık, Emirlik, Naiplik, Halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve
gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve
sıfatların istimaliyle, bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iksâsı (elbise
giyilmesi) memnudur.Türkiye Cumhuriyeti dahilinde Selâtine (Padişahlara, Sultanlara)
ait, ve ya bir tarikata (dini tarikata) ve yahut cerri menfaata (Çıkarcılığa)
müstenit olanlarla, bilûmum sair türbeler mesdut (kapatılmış) ve türbedarlıklar
mülgadır. Kapatılmış olan tekke ve zaviyeleri veya türbeleri açanlar veya bunları
yeniden ihdas edenler veya tarikat âyini icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa
bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hizmetleri
ifa veya kıyafeti iksâ edenler (elbise giyenler) üç aydan eksik olmamak üzere hapse
ve elli liradan aşağı olmamak üzere para cezasına çarptırılırlar.

Madde 2 - İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3 - Bu kanunun icrasına Vekiller Heyeti memurdur.
Düstur tertip No. 3. cilt 7. s. 113. |
 |
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |